[B]25 Kasım 2011 KAHDEM bildirisi [/B]
[B]ULUSLARARASI STANDARTLARDA ŞİDDETTEN KORUNMA KANUNU[/B]
Kadına yönelik şiddetin yaygın ve sürekli olarak devam etmesi karşısında yeni ve daha kapsamlı bir yasa yapma ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni yasa yapma sürecinde yol gösterici olarak uluslar arası standartları belirleyen sözleşmeler dikkate alınmalıdır.
Türkiye Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesinin ilk imzacısıdır Sözleşme Bakanlar Kurulunca hiçbir çekince olmaksızın TBMM genel kuruluna da çekincesiz olarak sevk edilmiş ve TBMM Genel Kurulu, ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ öncesinde, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısını kabul ederek, yasalaştırmıştır.
Sadece sözleşmenin imzacısı olmak yetmez.Önemli olan sözleşmedeki standartların yasaya ve uygulamaya yansımasıdır.
Uluslararası mücadele deneyiminden elde edilen sözleşme ilkeleri yeni hazırlanan yasa taslağında eksiksiz yer almalıdır.Aksi halde yapılacak yeni yasa sadece gündelik sorunlara pansuman işlevi görecektir.
Sözleşmeler ve uluslararası deneyimler göstermektedir ki:
Şiddetin bataklığı ;kadın ve erkek arasındaki yasal ve fiili eşitsizlik ve ayrımcılıktır.Şiddetin önlenmesi için eşitsizliği ve şiddeti derinleştiren sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesi zorunluluk olup tüm toplumun, özellikle erkeklerin ve erkek çocuklarının bütün şiddet biçimlerinin önlenmesine aktif bir şekilde katkıda bulunmaları için teşvik edilmesi ve her gerçek ve tüzel kişinin şiddetten korunması gerekir.
Kadınların bağımsız bir birey olarak güçlenmesi amacı her aşamada gözetilmeli ve bütün şiddet biçimlerinin çocuklar üzerindeki sonuçlarının önlenmesi gerektiğinin toplum içinde anlaşılması ve bu konuda farkındalığın arttırılması gerekir.
Her türlü şiddet vakalarına dair ilgili ayrıştırılmış toplumsal cinsiyet duyarlılığı çerçevesinde istatistiksel verilerin toplanması ve kamuya açıklanması ve bütünsel yaklaşımla tüm hedeflerin gerçekleşmesi için bütçeden pay ayrılması gerekir
Şiddet mağdurları ve şiddetin başta çocuklar olmak üzere tanıklarını ve yakınlarını, daha öte şiddet fiillerine karşı korunmalı,koruma; mağdurun şikâyette bulunmasına veya faile karşı tanıklık etmesine bağlı olmamalıdır.
Mağdurun insan haklarına ve güvenliğine odaklı merkezileşmiş destek ve cinsiyetlendirilmiş anlayış sağlanmalı,mağdurun bilgi edinmesi ve yasal olanaklardan etkili yararlanabilmesi için dil desteği sağlanmalıdır.
Yasal destek birimleri erişilebilir olmalı ve aynı zamanda yeterli sayıda, uygun ve kolayca ulaşılabilir sığınaklar açılmalıdır
Kültür, örf ve adet, din, gelenek veya “namus” ise şiddet eylemlerinin bir gerekçesi olarak kabul edilemez.
Şiddeti önleme yasa tasarısında mutlaka bulunması gerekenler:
1-Kadına yönelik şiddetin bir ayrımcılık ve kadının insan hakları ihlali olduğunun kabulüne ilişkin bir açıklama yasaya eklenmelidir
2-Şiddetin ortadan kaldırılması, soruşturulması, cezalandırılması, kadının güçlendirilmesi amacı ve bu amacın gerçekleşmesi için kadınlar ve erkekler arasında somut ve fiili eşitliğin sağlanması ile mümkün olacağı cümlesi yasaya mutlaka eklenmelidir.
3-Erken ve zorla evlendirmelere ve kadınlara dijital ortamda işlenen suçlara ilişkin ek düzenleme yapılmalıdır.
4-Şiddetten korunması gereken kişiler arasındaki ayrımcılık yasağı sözleşme ile aynı kapsamda açıklanmalı özellikle medeni durum, karşılıklı ilişki içinde olup olmama, cinsiyet kimliği, sağlık durumu gibi muhtemel ayrımcılık tehlikeleri giderilmelidir.
5-Sadece şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali olan bireyler hakkında değil, şiddeti azmettiren veya yardımcı olan birey hakkında da koruma kararı verilmesi eklenmelidir.
6-Çocukların velayet hakkının koruma süresince (kendi talebi halinde) şiddet mağduru tarafından kullanılacağı, çocukların şiddet uygulayan ile kişisel ilişkisinin bu süre boyunca kaldırılacağı veya denetime tabi tutulacağı; çocukların şiddet mağduruna teslimi konularında açık bir hüküm bulunmalıdır.
7-Kadınları çocuklar üzerinden kontrol etme uygulamalarına son verilmesi için özel düzenlemeler yapılmalı, dünya hukukunda yürüyen bu yeni yasalaşma süreci iç hukukta da yerleştirilmelidir
8- 24/04/1985 tarihinde Türkiye tarafından imzalanmış bulunan “Şiddet Suçu Mağdurlarına Devlet Tarafından Tazminat Ödenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi” çerçevesinde, gerekli tazminat ödenir “ düzenlemesi eklenmelidir
9-”Aile mahkemesi hâkimleri, Cumhuriyet Savcıları, kolluk görevlileri, sosyal çalışma görevlileri ile diğer ilgililerin görevlerine başlamadan önce veya görevleri süresince, uluslararası sözleşmeler ışığında, şiddet, toplumsal cinsiyet ve kadının insan hakları, kadın-erkek eşitliği, mağdurların hakları ve ihtiyaçlarının yanı sıra ikincil mağduriyetin nasıl önleneceği hakkında gerekli eğitimi almaları zorunludur.” düzenlemesi eklenmelidir
10-Bu yasa kapsamında başta çocukların cinsel istismarı ve zorla evlendirilmeleri olmak üzere çocuklara karşı işlenen suçlarda yasal işlemlerin başlatılması için zaman aşımı süresi işletilmemeli,TCK’nın ilgili maddeleri bu yasa ile değiştirilmiştir” ibaresi eklenmelidir.
11-Bu yasa kapsamındaki suçlarda soruşturma ,yargılama öncesinde ve yargılama aşamasında uzlaşma ve arabuluculuk girişimlerinde bulunulamaz, uzlaşma ve arabuluculuk ile ilgili uluslararası ya da ulusal sözleşme ve yasa hükümleri uygulanmaz ibaresi eklenmelidir
12-İhlal halinde cezasızlık ve cezai sorumluluğun azaltılmasına yol açan “tahrik ve iyi hal indirimi” yapılamaz,namus savunması dinlenmez.Şiddetin çocuğun önünde gerçekleşmesinde ceza yarı oranda arttırılır.. Cezalar kısa süreli seçenek yaptırımlara ve/veya adli para cezasına çevrilemez. Saldırganın mahkumiyetinin bitmesi halinde mağdur bilgilendirilir düzenlemesi eklenmelidir.
13-Mağdurun, kendisinin veya ailesinin tehlikede olabileceği durumlarda, mağdurun esasen mevcut ve uygun iletişim teknolojilerinden yararlanarak mahkeme salonuna gitmeden ya da en azından fail olduğu iddia edilen kişinin mahkeme salonunda bulunmadığı bir ortamda ifade vermesi sağlanır. Eklenmelidir.
14-Mümkün ve uygunsa, mağdurla yapılacak bütün mülakatların aynı kişiler tarafından gerçekleştirilmesi,mağdurla yapılacak mülakatların cezai işlemlerin amacı için gerekli olan kadar ve mümkün olduğunca sınırlı tutulması; mağdurun yasal temsilcisinin eşlik etmesi sağlanmalıdır..
15-Mağdurla yapılan tüm mülakatların sesli-görüntülü olarak kaydedilmesi ve bu kayıtların gerektiğinde mahkeme işlemlerinde delil olarak kabul edilmesi sağlanmalıdır.
16-Bu kanun kapsamındaki davaları (gizlilik kararı verilen durumlar hariç), ilgili kamu kuruluşları, ilgili kurumlar ve sivil toplum örgütleri, mağdur yanında müdahil olarak takip edebilmelidir.
17-Bütün şiddet biçimleriyle ilgili olarak; arayanlara, gizlilik içerisinde ya da arayanın kimliğinin gizli kalmasına gereken özeni göstererek danışmanlık vermek, mağdura hakları konusunda bilgilendirme yapmak ve ilgili kurumlara yönlendirmek için ülke çapında, kesintisiz (7/24) çalışan, ücretsiz telefon destek hattı hizmeti sağlayacak bir telefon hattı açılmalıdır.
18-Tüm kentlerde en az bir adet olmak üzere, cinsel şiddet mağdurlarına yönelik tıbbi ve adli muayene, tedavi, delillerin saptanması ve saklanması, travma desteği ve danışmanlık sağlamak üzere, yeterli sayıda, uygun ve kolay erişilebilir, tüm hizmet ve desteklerin ücretsiz olacağı cinsel şiddet kriz merkezleri kurulmalıdır..
19-Kolluk birimlerince koruyucu tedbir kararı verilinceye kadar öncelikle mağduru, yakınlarını ve tanıkları güvence altına alacak ve saldırganı durduracak/uzaklaştıracak tedbirleri alınmalıdır.
20-Koruma kararları aynı gün verilmeli ve aynı gün faile bildirilmelidir.
21-Mesai saatleri dışında kolluk ve savcılık –ilk iş günü hakim onayına sunulmak üzere-koruma kararı verebilmelidir.
22-Koruma kararı için başvuruda ve infazda hiçbir harç,masraf ve gider alınmamalıdır.
23-Koruma kararları kapsamına ısrarlı takip mağdurları alınmalı ve karar verilirken medeni durum,karşılıklı ilişki içinde olup olmama cinsel kimlik,mülteci statüsü ,sağlık duurmu vb sebepler ayrımcılık sebebi oluşturmamalıdır.
24-Koruma kararının Aile Mahkemesi veya Savcılıkça verilmesi durumunda da kararın aynı gün içinde verileceği ve faile bildirileceği açıklanmalıdır
25-Kadın danışma/dayanışma merkezlerinin, kendilerine başvuran kadınları emniyet ya da jandarmaya bildirme yükümlülüğü yasada yer almamalıdır..
26-Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak kendi görev alanına giren konularda işbirliği ve yardımda bulunmak ve alınan tedbir kararlarını ivedilikle yerine getirmekle yükümlüdür düzenlemesi yerine ,bu yükümlülük, diğer gerçek ve tüzel kişiler açısından “teşvik edilir “biçiminde açıklanmalıdır
27-Kararın ihlali halinde ek olarak “fail derhal ve mevcutlu biçimde savcılığa sevk edilmeli “şeklinde düzenleme eklenmelidir.
28-Nafaka kararı verilmiş ise hakim nafakanın tahsili için doğrudan (icra takibine gerek kalmadan) emir verebilmelidir. Ayrıca icra takibi yapılmış ise, itirazla takibin durmayacağı yasaya eklenmelidir.
29-Bu yasa kapsamındaki suçlarla ilgili olarak ceza kovuşturmasının başlatılmasında ve yürütülmesinde mağdurun talebi, ifadesi ya da şikayet koşulu aranmaz. Şikayeti ve girişimi üzerine başlatılan kovuşturma, soruşturma ya da dava, şikayet geri alınsa bile devam eder şeklinde . Eklenmelidir.
Kaynak:
İstanbul Sözleşmesi
222 Kadın Örgütü tarafından hazırlanan alternatif yasa taslağı
KAHDEM bildirileri
KAHDEM
Kadınlara Hukuki Destek Merkezi
25 Kasım 2011 KAHDEM bildirisi
25 Kasım 2011 ·
→ İlişkili Kavramlar: Basın Açıklamaları
Türkiye, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi Onayladı
25 Kasım 2011 ·
Türkiye kadına şiddetle ilgili sözleşmeyi onaylayan ilk ülke oldu.Türkiye, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni, imza atan ülkeler arasında, parlamentosunda ilk onaylayan ülke oldu.
TBMM Genel Kurulu, ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ öncesinde, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısını kabul ederek, yasalaştırdı.
Tasarı, 1 çekimser oya karşın 246 oyla kabul edildi.
http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?p=518865#post518865
→ İlişkili Kavramlar: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve
Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi
17 Mayıs 2011 ·
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi
CM(2011)49 final 7 Nisan 2011
Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi
Giriş
Avrupa Konseyi’ne üye Devletler ve bu sözleşmeyi imzalayan diğer Devletler;
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi (Avrupa Antlaşmaları Serisi (ETS) - No. 5, 1950) ve Sözleşme’nin Protokol hükümlerini, Avrupa Sosyal Şartı’nı (ETS No. 35, 1961, 1996’da gözden geçirilmiş hali, ETS No. 163), İnsan Ticaretine Karşı Eyleme İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni (ETS No. 197, 2005) ve Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi’ni (ETS No. 201, 2007) hatırda tutarak;
Bakanlar Komitesi’nin Avrupa Konseyi üye ülkelerine: Kadınların şiddete karşı korunmasına ilişkin Tavsiye Kararı’nı Rec(2002)5, toplumsal cinsiyet eşitliği standart ve mekanizmalarına ilişkin Tavsiye Kararı’nı Rec(2007)17, çatışmaların önlenmesi, çözümü ve barışın inşasında kadın ve erkeklerin rollerine ilişkin Tavsiye Kararı’nı Rec(2010) ve diğer ilgili tavsiye kararlarını hatırlatarak;
Kadına yönelik şiddet alanında önemli standartları oluşturan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin büyüyen içtihat hukuku külliyatını dikkate alarak;
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni (1996), Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi (1996), Birleşmiş Milletler Kadınlara Karsı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi’ni (“CEDAW”, 1979) ve Sözleşme’ye Ek İhtiyari Protokol (1999) ile CEDAW Komitesi’nin kadına yönelik şiddete dair 19 No’lu Genel Tavsiye Kararı’nı, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi (1989) ve Sözleşme’ye Ek İhtiyari Protokolü (2000) ve Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’yi (2006) göz önünde tutarak;
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nü (2002) göz önünde tutarak;
Uluslararası insancıl hukukun temel prensiplerini ve özellikle Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına Dair 4. Cenevre Sözleşmesi’ni (1949) ve Sözleşme’nin 1. ve 2. Ek Protokol Hükümleri’ni hatırda tutarak;
Kadınlara yönelik her türlü şiddeti ve aile içi şiddeti kınayarak;
Kadın ve erkek arasında yasal ve fiili eşitliğin gerçekleşmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede önemli bir unsur olduğunu kabul ederek;
Kadına yönelik şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir tezahürü olduğunu ve bu güç ilişkisinin erkekler tarafından kadınlar üzerinde tahakküm kurulmasına ve kadınlara yönelik ayrımcılık yapılmasına yol açtığını ve kadınların ilerlemelerinin önünde engel olduğunu kabul ederek;
Cinsiyete dayalı şiddet gibi kadına yönelik şiddetin yapısal boyutunu ve bu şiddetin erkeklerle kıyaslandığında kadınları zorla ikincil bir konuma sokmanın çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri olduğunu kabul ederek;
Kadın ve kız çocuklarının çoğunlukla aile içi şiddet, cinsel istismar, tecavüz, zorla evlendirme, sözde “namus” adına işlenen suçlar ve cinsel organları dağlama gibi insan haklarını ciddi bir şekilde ihlal eden şiddetin pek çok boyutuna maruz kaldıklarını ve bu durumun kadın erkek eşitliğini sağlamanın önündeki en büyük engel olduğunu büyük endişeyle kabul ederek;
Sivil halkı, özellikle de yaygın ve sistematik tecavüz ve cinsel şiddet şeklinde kadınları etkileyen silahlı çatışmalarda süregelen insan hakları ihlallerini ve cinsiyete dayalı şiddetin çatışma sürecinde ve sonrasında artması olasılığını kabul ederek;
Kadın ve kız çocuklarının cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma riskinin erkeklerden daha fazla olduğunu kabul ederek;
Aile içi şiddetin orantısız bir şekilde kadınları etkilediğini ve erkeklerin de aile içi şiddet mağduru olabileceğini kabul ederek;
Çocukların aile içindeki şiddete tanık olmak da dâhil aile içi şiddet mağduru olduklarını kabul ederek;
Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kalktığı bir Avrupa yaratmak arzusuyla;
Aşağıdaki şekilde anlaşmışlardır:
Bölüm 1 – Amaçlar, tanımlar, eşitlik ve ayrım gözetmeme, genel yükümlülükler
Madde 1 – Sözleşmenin Amaçları
- Bu Sözleşmenin amaçları şunlardır:
a. kadınları her türlü şiddetten korumak ve kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak, ortadan kaldırmak;
b. kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve, kadınların güçlendirilmesi yoluyla da dahil olmak üzere, kadın ve erkek arasındaki somut eşitliği teşvik etmek;
c. kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarını korumak ve bu kişilere destek vermek için kapsamlı bir çerçeveyi, politikaları ve tedbirleri tasarlamak;
d. kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini güçlendirmek;
e. kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak üzere bütünsel bir yaklaşımı benimsemeye yönelik etkili bir işbirliği yapmaları için örgütlere ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamak.
- Bu Sözleşme, hükümlerinin Taraf Devletler tarafından etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla özel bir izleme mekanizması kurar.
Madde 2 – Sözleşme’nin kapsamı
- Bu Sözleşme, aile içi şiddet de dâhil olmak üzere orantısız bir şekilde kadınları etkileyen, kadına yönelik her türlü şiddet biçimi için geçerlidir.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’yi tüm aile içi şiddet mağdurlarına uygulamaya teşvik edilir. Taraf Devletler, bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasında cinsiyete dayalı şiddetin kadın mağdurlarını özellikle dikkate alır.
- Bu Sözleşme barış zamanlarında ve silahlı çatışma durumlarında uygulanır.
Madde 3 – Tanımlar
Sözleşmenin amacı bakımından:
a. “Kadına yönelik şiddet” ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir ve bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır.
b. “aile içi şiddet”, mağdur faille aynı haneyi paylaşsa da paylaşmasa da, aile veya hanede, eski veya şimdiki eşler ya da partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet anlamına gelir.
c. “toplumsal cinsiyet” toplum tarafından kadın ve erkeğe yüklenen ve sosyal olarak kurgulanan roller, davranışlar ve eylemler anlamına gelir.
d. “kadına yönelik cinsiyete dayalı şiddet” doğrudan kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya orantısız bir şekilde kadınları etkileyen şiddet anlamına gelir.
e. “mağdur” a ve b bentlerinde belirlenen davranışlara maruz kalan gerçek bir kişi anlamına gelir.
f. “kadın” ibaresi 18 yaş altı kız çocuklarını da kapsar.
Madde 4 – Temel haklar, eşitlik ve ayrım gözetmeme
1. Taraf Devletler, özel ve kamusal alanda herkesin, özellikle de kadınların, şiddetten uzak yaşama hakkını korumak ve bu hakkı sağlamak amacıyla gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
2. Taraf Devletler, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınar ve kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı önlemek üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri gecikmeksizin alır ve bu kapsamda,
- kadın erkek eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına ya da diğer uygun mevzuata dahil eder ve bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesini güvence altına alır;
- kadınlara yönelik ayrımcılığı, ihtiyaç bulunması halinde, yaptırımlar uygulamak yoluyla yasaklar;
- kadınlara yönelik ayrımcı yasa ve uygulamaları kaldırır.
3. Taraf Devletler bu Sözleşme’nin hükümlerinin, özellikle de mağdurun haklarını korumaya yönelik tedbirlerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya siyasi olmayan görüş, ulusal veya sosyal köken, ulusal azınlık ile ilişkilenme, mülkiyet, soy, cinsel yönelim, cinsel kimlik, yaş, sağlık durumu, sakatlık, medeni hal, göçmen veya mülteci olma durumu ya da benzeri herhangi bir temelde ayrım gözetmeksizin uygulanmasını güvence altına alır.
4. Bu Sözleşme kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel önlemler ayrımcılık olarak kabul edilemez.
Madde 5 – Devlet yükümlülükleri ve gereken özeni gösterme sorumluluğu
- Taraf Devletler kadına yönelik herhangi bir şiddet eylemiyle ilişkilenmekten kaçınır ve devlet adına hareket eden devlet yetkililerinin, görevlilerinin, organlarının, kurumlarının ve diğer aktörlerin bu yükümlülüğe uygun davranmalarını sağlar.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamında olup devlet dışı aktörler tarafından işlenen şiddet eylemlerini gereken özeni göstererek önlemek, soruşturmak, cezalandırmak ve bu eylemlerden kaynaklı mağduriyet için tazminat sağlamak amacıyla gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 6 – Toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar
Taraf Devletler bu Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerinin uygulamasına ve Sözleşme hükümlerinin etkisinin değerlendirilmesine toplumsal cinsiyet perspektifini dâhil edeceğini ve kadın erkek eşitliği ve kadınları güçlendiren politikalarını teşvik edeceğini ve etkili bir şekilde uygulayacağını taahhüt eder.
Bölüm II – Bütünsel politikalar ve veri toplama
Madde 7 – Kapsayıcı ve eşgüdümlü politikalar
- Taraf Devletler bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimleriyle mücadele ve bu şiddetin her biçiminin önlenmesi için, ilgili tüm tedbirleri kapsayacak şekilde ülke çapında etkili, kapsayıcı ve eşgüdümlü politikaların kabul edilmesi ve ve uygulanması için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır ve kadına yönelik şiddete karşı bütüncül bir mücadele yürütür.
- Taraf Devletler 1. fıkrada bahsedilen politikaların, mağdurun haklarını bütün önlemlerin merkezine koyarak hayata geçirilmesini ve bu politikaların tüm ilgili organlar, kurumlar ve örgütlerle etkili işbirliği içerisinde uygulanmasını sağlar.
- Uygun olan durumda bu madde gereğince alınacak tedbirlere hükümet organları, ulusal, bölgesel ve yerel parlamentolar ve yetkililer, ulusal insan hakları kurumları ve sivil toplum örgütleri gibi tüm ilgili aktörleri kapsar.
Madde 8 – Mali kaynaklar
Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamına giren şiddetin tüm biçimleriyle mücadeleye ve şiddetin her biçiminin önlenmesine yönelik bütünleştirilmiş politika, önlem ve programların bunları yerine getiren hükümet dışı örgütleri ve sivil toplumu da dâhil ederek yeterli düzeyde hayata geçmesi için uygun mali kaynakları ve insan kaynaklarını tahsis eder.
Madde 9 – Hükümet dışı örgütler ve sivil toplum
Taraf Devletler, ilgili hükümet dışı örgütlerin ve sivil toplumun kadına yönelik şiddetle mücadele alanında her düzeyde yaptıkları çalışmaları göz önüne alır, teşvik eder, destekler ve bu örgütlerle etkili işbirliği gerçekleştirir.
Madde 10 – Eşgüdümü sağlayan birim
- Taraf Devletler bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimleriyle mücadeleye ve şiddetin her biçiminin önlenmesine yönelik politika ve önlemlerin eşgüdümünden, uygulanmasından, izlenmesinden ve değerlendirilmesinden sorumlu bir ya da birden fazla resmi birim saptar ya da kurar. Bu birimler 11. maddede bahsedilen verilerin toplanması ve sonuçların analiz edilip yayılmasında eşgüdümü sağlar.
- Taraf Devletler, bu madde gereğince saptanan veya kurulan birimlerin 8. madde gereğince alınacak önlemlerin genel niteliği hakkında bilgi almalarını sağlar.
- Taraf Devletler, bu madde gereğince saptanan veya kurulan organların Taraf ülkelerdeki meslektaşlarıyla doğrudan haberleşmelerine ve ilişki kurmalarına yardımcı olur.
Madde 11 – Veri toplama ve inceleme
- Taraf Devletler, Sözleşme’nin amacı bakımından:
a. sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet vakalarına dair ilgili ayrıştırılmış istatistiksel verileri belirli aralıklarla toplamayı;
b. bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimleriyle ilgili yapılan araştırmaları; şiddetin temel nedenlerini ve sonuçlarını, şiddet vakalarını ve mahkûmiyet oranlarını, ek olarak bu Sözleşme’nin uygulanması için alınan tedbirlerin etkisini incelemek amacıyla destekleyeceğini taahhüt eder.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin yaygınlığını ve şiddete olan eğilimleri değerlendirmek için düzenli aralıklarla nüfus esaslı araştırmalar yapmaya çaba gösterir.
- Taraf Devletler, uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve uluslararası düzeyde kıyaslama çalışmasını yapılmasını sağlamak üzere, bu madde uyarınca toplanan bilgileri bu Sözleşme’nin 66. maddesinde bahsedilen uzmanlar grubuna verir.
- Taraf Devletler, bu madde uyarınca toplanan bilgilerin kamuya açık olmasını güvence altına alır.
Bölüm III – Önleme
Madde 12 – Genel Yükümlülükler
1. Taraf Devletler, kadınların aşağı bir cins olduğu veya erkekler ile kadınlar için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan önyargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü uygulamaları yok etmek amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
2. Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimlerine karşı her gerçek ve tüzel kişiyi korumak için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
3. Bu madde gereğince alınan her tedbir belirli şartlar nedeniyle savunmasız bırakılan kişilerin özel ihtiyaçlarına işaret eder ve ihtiyaçları dikkate alır ve mağdurun insan haklarını merkeze koyar.
4. Taraf Devletler, tüm toplumu, özellikle erkekleri ve erkek çocukları bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin önlenmesine aktif bir şekilde katkıda bulunmaları için teşvik etmek amacıyla gerekli tedbirleri alır.
5. Taraf Devletler, kültür, örf ve adet, din, gelenek veya sözde ”namus”un bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin bir gerekçesi olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.
6. Taraf Devletler, kadınların güçlenmesi için program ve faaliyetleri arttırmak amacıyla gerekli tedbirleri alır.
Madde 13 – Farkındalığı arttırma
- Taraf Devletler, uygun olan durumlarda bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin farklı tezahürlerinin, bunların çocuklar üzerindeki sonuçlarının ve bu şiddet biçimlerinin önlenmesi gerektiğinin toplum içinde anlaşılması ve bu konuda farkındalığın arttırılması için, ulusal insan hakları kurumlarıyla ve eşitlik kurumlarıyla, sivil toplumla ve hükümet dışı örgütlerle ve özellikle de kadın hakları örgütleriyle işbirliğini içeren, düzenli ve her düzeyde farkındalık arttırıcı kampanya ve programları düzenler ya da teşvik eder.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerini önlemeye yönelik mevcut bilgi ve tedbirlerin toplum içerisinde geniş bir kapsamda yaygınlaştırılmasını güvence altına alır.
Madde 14 - Eğitim
- Taraf Devletler, kadın erkek eşitliği, kalıplaştırılmayan toplumsal cinsiyet rollerini, karşılıklı saygıyı, kişiler arası ilişkilerde şiddetten kaçınma temelinde çatışma çözümünü, kadına yönelik cinsiyete dayalı şiddet ve kişisel bütünlük hakkı meselelerinin resmi müfredat içerisinde ve eğitim sürecinin her düzeyinde öğrencilerin gelişim kapasitelerine uygun olarak öğretim materyallerinin içerisine dâhil edilmesi için uygun olan durumlarda gerekli adımları atar.
- Taraf Devletler, 1. fıkrada bahsedilen ilkelerin yaygın eğitim faaliyetlerinin yanı sıra spor faaliyetleri, kültürel faaliyetler, boş vakit faaliyetleri ve medyada teşvik edilmesi için gerekli adımları atar.
Madde 15 – Uzmanların eğitimi
- Taraf Devletler, bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin mağdurlarıyla veya failleriyle ilgilenen uzmanlara, bu tür bir şiddetin önlenmesi ve ortaya çıkarılması, kadın erkek eşitliği, mağdurların hakları ve ihtiyaçlarının yanı sıra ikincil mağduriyetin nasıl önleneceği hakkında uygun eğitimi sağlar veya bu eğitimleri güçlendirir.
- Taraf Devletler bu Sözleşme kapsamındaki şiddet vakalarıyla ilgili başvuruların daha kapsamlı ve gerektiği gibi ele alınmasını sağlamak üzere 1. fıkrada bahsedilen eğitimin şekilde kurumlar arası eşgüdümlü çok-taraflı işbirliği hakkında eğitimi içermesini teşvik eder.
Madde 16 – Önleyici müdahale ve tedavi programları
- Taraf Devletler, aile içi şiddet faillerinin daha fazla şiddet eyleminde bulunmalarını engellemek ve şiddet içeren davranış kalıplarını değiştirmek üzere kişiler arası ilişkilerinde şiddet içermeyen davranışı benimsemeleri için failleri eğitmeyi hedefleyen programların oluşturulması veya desteklenmesi için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler faillerin, özellikle de cinsel suç faillerinin tekrar suç işlemelerini önlemeyi hedefleyen tedavi programlarının oluşturulması veya desteklenmesi için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, 1. ve 2. fıkrada belirtilen önlemlerin alınmasında mağdurun güvenliğinin, desteklenmesinin ve insan haklarının öncelikli öneme sahip olmasını ve uygun durumda mağdurlara yönelik uzman destek hizmetleriyle yakın işbirliği içerisinde bu programların oluşturulmasını ve uygulanmasını güvence altına alır.
Madde 17 – Özel sektör ve medyanın katılımı
- Taraf Devletler, ifade özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına saygı duyarak, özel sektörü, bilgi ve iletişim sektörünü ve medyayı politikaların hazırlık ve uygulama aşamalarına katılmaya ve kadına yönelik şiddeti önlenmek ve kadın onuruna saygıyı arttırmak amacıyla yönerge ve öz-denetim standartlarını oluşturmaya teşvik eder.
- Taraf Devletler, özel sektör aktörleriyle işbirliği içinde, çocuklar, ebeveynler ve eğitimcilerin içeriğinde zararlı olabilecek cinsel ya da şiddet unsuru bulunan bilgi ve iletişim ortamlarıyla başa çıkma becerilerini geliştirir ve geliştirilmesini teşvik eder.
Bölüm IV – Koruma ve destek
Madde 18 – Genel yükümlülükler
- Taraf Devletler, bütün mağdurları daha öte şiddet fiillerine karşı korumak için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin 20. ve 22. maddelerinde ayrıntısıyla sıralanan genel ve özel yardım hizmetlerine atıfta bulunmayı da kapsayacak şekilde, Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin mağdur ve tanıklarının korunması ve desteklenmesinde, iç hukuk kuralları doğrultusunda, yargı, cumhuriyet savcıları, kolluk kuvvetleri, yerel ve ulusal yetkililer dahil ilgili devlet kuruluşları ve yanı sıra hükümet dışı örgütler ve ilgili diğer örgütler ve yapılar arasında etkili bir işbirliğinin oluşturulması için uygun mekanizmaların mevcudiyetini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer önlemleri alır.
- Taraf Devletler, bu madde gereğince alınacak tedbirlerin:
- kadına yönelik şiddete ve aile içi şiddete dair cinsiyetlendirilmiş bir anlayışa dayanmasını ve mağdurun insan haklarına ve güvenliğine odaklanmasını;
- mağdurlar, failler, çocuklar ve onların toplumsal çevreleri arasındaki ilişkiyi dikkate alan bütünleştirilmiş yaklaşıma dayanmasını;
- ikincil mağduriyetin önlemesini hedeflemesini;
- şiddetin kadın mağdurlarının güçlenmesini ve ekonomik bağımsızlık kazanmalarını hedeflemesini;
- uygun durumlarda, aynı tesiste çeşitli koruma ve destek hizmetlerinin bir arada sunulmasına olanak tanımasını;
- çocuk mağdurları dâhil ederek savunmasız kişilerin özel ihtiyaçlarına dikkat edilmesini ve bu ihtiyaçların onlar için ulaşılabilir olmasını güvence altına alır.
- Hizmetlerin sağlanması, mağdurun şikâyette bulunmasına veya faile karşı tanıklık etmesine bağlı olamaz.
- Taraf Devletler, kendi vatandaşlarına ve uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülükleri uyarınca korunma hakkına sahip olan diğer mağdurlara konsolosluk hizmeti ve diğer koruma ve destek hizmetlerini sağlamak üzere uygun tedbirleri.
Madde 19 – Bilgi
Taraf Devletler, mağdurların mevcut destek hizmetleri ve yasal tedbirler hakkında anladıkları dilde yeterli ve zamanında bilgi edinmelerini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 20 – Genel destek hizmetleri
- Taraf Devletler, mağdurların şiddet sonrası toparlanmalarını kolaylaştıracak hizmetlere erişebilir olmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır. Bu tedbirler, gerek duyulduğunda, hukuki ve psikolojik danışmanlık, maddi yardım, konut, eğitim, öğretim ve iş bulmalarına yardım gibi hizmetleri içermelidir.
- Taraf Devletler, mağdurların sağlık ve sosyal hizmetlere erişebilir olmasını ve hizmetler için yeterli kaynak ayrılmasını ve uzmanların mağdurlara yardımcı olmak ve uygun hizmetle yönlendirmek üzere eğitim almalarını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 21 – Bireysel/ toplu şikâyette destek
Taraf Devletler, mağdurların bölgesel ve uluslararası bireysel/ toplu şikâyet mekanizmaları hakkında bilgi sahibi ve bu mekanizmalara erişebilir olmalarını güvence altına alır. Taraf Devletler, bu tür şikâyetlerin sunumunda mağdurlara duyarlı ve bilgiye dayalı destek sağlanmasını teşvik eder.
Madde 22 – Uzman destek hizmetleri
- Taraf Devletler, bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerine maruz kalmış her mağdura yeterli bir coğrafi dağılımla acil, kısa ve uzun dönem uzman destek hizmetlerini sağlamak veya bu hizmetleri düzenlemek için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, şiddet mağduru bütün kadınların ve onların çocuklarının kadın uzmanların destek hizmetlerinden yararlanmalarını sağlar veya buna yönelik düzenlemeleri yapar.
Madde 23 – Sığınaklar
Taraf Devletler, mağdurlara, özellikle de kadınlara ve çocuklarına güvenli konaklama sağlayan ve inisiyatif kullanarak mağdurlara ulaşan, yeterli sayıda, uygun ve kolayca ulaşılabilir sığınağın hazırlanmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 24 – Telefonla yardım hattı
Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimleriyle ilgili olarak arayanlara, gizlilik içerisinde ya da arayanın kimliğinin gizli kalmasına gereken özeni göstererek danışmanlık vermek için ülke çapında, kesintisiz (7/24) çalışan, ücretsiz telefon destek hattı hizmeti sağlamak amacıyla gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 25 – Cinsel şiddet mağdurlarına yönelik yardım
Taraf Devletler, mağdurlara yönelik tıbbi ve adli muayene, travma desteği ve danışmanlık sağlamak üzere, yeterli sayıda, uygun ve kolay erişilebilir tecavüz kriz veya cinsel şiddet yönlendirme merkezlerinin kurulması için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 26 – Çocuk tanıklar için koruma ve destek
- Taraf Devletler, mağdurlara yönelik koruma ve yardım hizmetlerinin sağlanmasında bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin çocuk tanıklarının haklarına ve ihtiyaçlarına gereken özenin gösterilmesi için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Bu madde uyarınca alınan tedbirler, bu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet biçiminin çocuk tanıklarının yaşlarına uygun psiko-sosyal danışmanlığı kapsar ve çocuğun yüksek yararı ilkesine gereken saygıyı gösterir.
Madde 27 – Bildirme
Taraf Devletler, bu Sözleşme kapsamına giren şiddet eylemlerinin gerçekleşmesine tanık olan veya böyle bir eylemin gerçekleşebileceğine dair makul nedenleri olan veya olası başka şiddet eylemlerinin yaşanabileceğine inanan bir kişinin bunu yetkili makamlara veya örgütlere bildirmesini teşvik etmek üzere gerekli tedbirleri alır.
Madde 28 – Uzmanlar tarafından bildirme
Taraf Devletler, belirli meslek alanlarında iç hukuk tarafından düzenlenen gizlilik kurallarının, uygun durumda, bu Sözleşme kapsamına giren şiddet eylemlerinin gerçekleştiği veya başka ciddi şiddet eylemlerinin gerçekleşebileceği konusunda makul gerekçeleri olan uzmanların bunu yetkili makamlara veya örgütlere bildirmesine engel teşkil etmemesini sağlamak üzere gerekli tedbirleri alır.
Bölüm V – Maddi hukuk
Madde 29 –Hukuk davaları ve başvuru yolları
- Taraf Devletler mağdurların faile karşı yeterli hukuksal başvuru yollarına sahip olmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun biçimde, mağdurlara, kendi yetkileri kapsamında gerekli önleyici ve koruyucu tedbirleri alma görevini yerine getirmeyen devlet makamlarına karşı yeterli hukuksal başvuru yollarını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 30 – Tazminat
- Taraf Devletler, mağdurların bu Sözleşme uyarınca kabul edilen suçlar için faillerden tazminat talep etme hakkına sahip olmalarını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Ciddi bedensel hasar gören ya da sağlıkları ciddi bir şekilde zarar gören ve uğradıkları zarar fail, sigorta ya da Devlete ait sağlık ve sosyal yardım hizmetleri gibi diğer kaynaklardan karşılanmayan kişilere Devlet tarafından yeterli tazminat sağlanır. Bu hüküm, mağdurun güvenliği için gereken özen gösterildiği müddetçe, Taraf Devletlerin verdikleri tazminatı failden geri talep etmelerine engel teşkil etmez.
- 2. fıkra uyarınca alınan tedbirler, tazminatın makul bir süre içerisinde verilmesini sağlamalıdır.
Madde 31 – Vesayet, ziyaret hakları ve güvenlik
- Taraf Devletler, çocukların vesayeti ve ziyaret hakkının belirlenmesinde bu Sözleşme kapsamındaki şiddet vakalarının dikkate alınmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, herhangi bir ziyaret veya vesayet hakkının kullanılmasının mağdurun veya çocukların haklarını ve güvenliğini tehlikeye düşürmemesi sağlamak üzere gereken yasal veya diğer önlemleri alır.
Madde 32 – Zorla evlendirmenin hukuki sonuçları
Taraf Devletler, zorla evliliklerin mağdura aşırı maddi veya idari yük getirmeyecek şekilde yok sayılabilmesi, feshedilmesi ya da sonlandırılabilmesi için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 33 – Psikolojik şiddet
Taraf Devletler, zorlama veya tehditle bir kişinin psikolojik bütünlüğünü ciddi bir şekilde bozan kasıtlı davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 34 - Takip
Taraf Devletler, başka bir kişiye karşı mükerreren tehditkâr davranışlara girişerek kişinin güvenliğinden endişe etmesine sebep olan kasıtlı davranışların suç sayılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 35 – Fiziksel Şiddet
Taraf Devletler, başka bir kişiye karşı kasıtlı olarak fiziksel şiddet eylemi uygulanmasının suç sayılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 36 – Tecavüz dâhil cinsel şiddet
- Taraf Devletler, aşağıdaki kasıtlı davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır:
- vücudun herhangi bir bölümüyle veya herhangi bir cisimle rızası olmadan başka bir kişinin vücuduna vajinal, anal veya oral yolla cinsel nitelikte girme;
- rızası olmadan bir kişiye karşı diğer cinsel nitelikte eylemlerde bulunma;
- rızası olmadan bir kişiye karşı üçüncü bir kişinin cinsel nitelikte eylemlerde bulunmasına sebep olma.
- Rıza, çevreleyen koşullar bağlamında değerlendirildiğinde kişilerin özgür iradelerinin sonucunda gönüllü olarak gösterilmiş olmalıdır.
- Taraf Devletler, 1. fıkranın hükümlerinin iç hukuk tarafından tanındığı biçimiyle eski veya şimdiki eşlere ya da partnerlere karşı gerçekleştirilen eylemler için de geçerli olmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 37 – Zorla evlilik
- Taraf Devletler, bir yetişkini veya çocuğu evliliğe zorlayan kasıtlı davranışların suç sayılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, bir yetişkini veya çocuğu evliliğe zorlamak amacıyla yaşadığı yerin dışında başka bir ülke ya da Taraf ülkeye gitmeyi aldatıcı kasıtlı davranışların suç sayılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 38 – Kadın sünneti
Taraf Devletler, aşağıdaki kasıtlı davranışların suç sayılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır:
a. sağ dış dudak, iç dudaklar ya da klitorisin tümünde ya da herhangi bir kısmında kesme, infibulasyon ya da herhangi bir şekilde sakatlanma yaratan müdahalede bulunma;
b. bir kadını a bendinde listelenen herhangi bir eyleme maruz kalmaya zorlama veya bu eylemleri bir kadına yaptırma;
c. bir genç kızı a bendinde belirtilen eylemlerden herhangi birine zorla maruz bırakma ya da bunları bizzat kendisine yaptırtma.
Madde 39 – Zorunlu kürtaj ve zorunlu kısırlaştırma
Taraf Devletler, aşağıdaki kasıtlı davranışların suç sayılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır:
a. bir kadına, bilgilendirmeden ve önceden onayı alınmadan kürtaj yapılması;
b. bir kadının üreme kapasitesini, kendisini usul hakkında bilgilendirmeden ve önceden onayı alınmadan sonlandıracak etkiye sahip cerrahi müdahalede bulunulması.
Madde 40 – Cinsel taciz
Taraf Devletler, özellikle de endişe verici, düşmanca, haysiyet kırıcı, aşağılayıcı veya saldırganca bir ortam yaratarak bir insanın onurunu zedelemek amacını taşıyan veya bu sonucu doğuran, cinsel nitelikteki her türlü istenmeyen sözlü, sözsüz veya fiziksel davranışın cezai veya diğer yasal yaptırımlara tabi olmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 41 – Yardım ve yataklık ve buna yeltenme
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin 33., 34., 35., 36., 37., 38. maddesinin a bendi ve 39. maddeleri uyarınca işlenen suçlarda kasıtlı olarak yardım ve yataklık yapılmasını bir suç olarak tanımlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin 35., 36., 37., 38. maddesinin a bendi ve 39. maddeleri uyarınca belirlenen suçları kasıtlı olarak işlemeye yeltenmeyi bir suç olarak tanımlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 42 – Suçların kabul edilemez gerekçeleri; sözde “namus” adına işlenen şuçlar da dâhil
- Taraf Devletler, bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinden herhangi birinin gerçekleşmesini takiben başlatılan cezai işlemlerde kültür, örf ve adet, gelenek veya sözde “namus”un bu eylemlerin gerekçesi olarak kabul edilmemesini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır. Bunlar arasına, özellikle, mağdurun, kültürel, dinî, toplumsal ya da geleneksel olarak kabul gören uygun davranış normlarını ve âdetlerini ihlal ettiği iddiaları da dâhildir.
- Taraf Devletler, herhangi bir kişinin bir çocuğu 1. fıkrada bahsedilen eylemlerden herhangi birini işlemeye tahrik etmiş olmasının söz konusu kişinin gerçekleştirilen eylemlerle ilgili cezai sorumluluğunu azaltmamasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 43 – Cezayı gerektiren suçların uygulanması
Bu Sözleşme uyarınca tanımlanan suçlar, mağdur ile failin arasındaki ilişkinin niteliğine bakılmaksızın uygulanacaktır.
Madde 44 – Yargılama yetkisi
- Taraf Devletler bu Sözleşme uyarınca belirlenen herhangi bir suç:
a. topraklarında; veya
b. bayrakları bulunan gemilerde; veya
c. yasalarında kaydı bulunan uçaklarda; veya
d. vatandaşları tarafından; veya
e. daimi ikameti kendi topraklarında bulunan bir kişi tarafından
işlendiğinde yargılama yetkisine sahip olmak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme uyarınca kabul edilen her suç, kendi vatandaşlarından herhangi birine veya daimi ikameti kendi topraklarında bulunan bir kişiye karşı işlendiğinde yargılama yetkisine sahip olmak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri almaya çaba gösterirler.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin 36., 37., 38. ve 39. maddeleri uyarınca kabul edilen suçlar hakkında açılan kovuşturmalarda suçların işlendiği ülkede cezalandırılması koşulunun yargılama yetkisinin önüne geçmemesini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, kovuşturmanın suçun mağdurunun yapacağı bildirim ya da suçun işlendiği devletin beyanı üzerine başlatılması koşulunun bu Sözleşme’nin 36., 37., 38. ve 39. maddeleri uyarınca kabul edilen suçlar hakkında açılan kovuşturmalarda 1. fıkranın d ve e bentleri ile ilgili yargılama yetkisinin önüne geçmemesini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, fail olduğu iddia edilen kişinin kendi ülkelerinde bulunduğu ve Taraf Devletler’in faili, kendi vatandaşı olduğu ülkeye geri vermemeleri durumlarında bu Sözleşme uyarınca kabul edilen suçlar hakkında yargılama yetkisine sahip olmak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Bu Sözleşme gereğince fail olduğu iddia edilen kişi üzerinde birden fazla Taraf Devletin yargılama yetkisini kullanmayı iddia ettiği durumda, Taraf Devletler, gerekirse, kovuşturma için en uygun yargılamaya karar vermek amacıyla görüşürler.
- Uluslararası hukukun genel kuralları saklı kalmak kaydıyla, bu Sözleşme bir Taraf Devletin kendi iç hukukuna göre sahip olduğu herhangi bir cezai yargılama yetkisini dışlamaz.
Madde 45 - Yaptırımlar ve önlemler
- Taraf Devletler, bu Sözleşme uyarınca tanımlanan suçların ciddiyetini dikkate alarak etkili, orantılı ve caydırıcı yaptırımlarla cezalandırılmalarını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer önlemleri alır. Bu yaptırımlar, ihtiyaç bulunması halinde, suçlunun iadesine neden olabilen özgürlükten yoksun bırakmayı gerektiren kararları da içerir.
- Taraf Devletler, faillere yönelik olarak:
- mahkûmların denetlenmesi ve izlenmesi;
- mağdurun güvenliğini de içerebilen çocuğun menfaati ilkesi başka bir yolla garanti altına alınamıyorsa velayet hakkının elinden alınması
gibi diğer tedbirleri alabilir.
Madde 46 - Cezayı ağırlaştırıcı nedenler
Taraf Devletler, halihazırda suçun unsurlarından bir kısmını oluşturmuyorlarsa, aşağıdaki koşulların, ilgili iç hukuk kurallarına uygun biçimde, bu Sözleşmede tanımlanan suçlar bağlamında verilecek cezayı ağırlaştırıcı nitelikteki koşullar olarak sayılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır:
-
- bir suç iç hukuk tarafından tanınan eski veya şimdiki eş ya da partnere karşı ailenin bir ferdi, mağdurla evlilik dışı ilişki yaşayan veya kendi otoritesini kötüye kullanan bir kişi tarafından işlenmişse;
- bir suç veya ilgili suçlar mükerreren işlenmişse;
- suç, çeşitli şartlar nedeniyle savunmasız durumdaki bir kişiye karşı işlenmişse;
- suç, bir çocuğa karşı veya bir çocuğun önünde işlenmişse;
- suç, iki ya da daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmişse;
- suç işlenmeden önce ya da suç esnasında aşırı düzeyde şiddet uygulanmışsa;
- suç, silah kullanılarak veya silahla tehdit ederek işlenmişse;
- suç mağdur için ağır fiziksel veya psikolojik hasarla sonuçlanmışsa;
- fail, aynı nitelikteki suçlar nedeniyle daha öncesinde mahkum edilmişse.
Madde 47 – Diğer Taraf ülke tarafından onaylanan cezalar
Taraf Devletler bu Sözleşme uyarınca kabul edilen suçlarla ilgili cezaya karar verirken, bir başka Taraf Devlet tarafından verilen nihai cezaların dikkate alınması olanağını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 48 – Zorunlu alternatif çatışma çözümü veya cezalandırma süreçlerinin yasaklanması
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimleriyle ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dâhil olmak üzere zorunlu alternatif çatışma çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, bir para cezası emredildiği takdirde failin mağdura karşı mâli yükümlülüklerini yerine getirip getiremeyeceğini göz önünde bulundurmak üzere gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.
Bölüm 6 – Soruşturma, kovuşturma, usul hukuku ve koruyucu önlemler
Madde 48 – Genel yükümlülükler
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimleriyle ilgili soruşturma ve yargılamaların usule aykırı bir gecikme olmaksızın görülmesini ve ceza davasının tüm aşamalarında mağdurun haklarının dikkate alınmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanımlanan suçların etkili biçimde soruşturulmasını ve kovuşturulmasını sağlamak üzere, temel insan hakları ilkelerine uygun biçimde ve cinsiyetlendirilmiş şiddet anlayışını göz önünde bulundurarak, gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 50 – Acil müdahale, önleme ve koruma
- Taraf Devletler bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerine karşı, sorumlu kolluk kuvvetlerinin mağdurlara yeterli ve acil koruma sunarak derhal ve gerektiği gibi müdahale etmelerini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, sorumlu kolluk kuvvetlerinin bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin önlenmesi ve bunlara karşı koruma sağlanması için, önleyici operasyonel tedbirlerin alınması ve delillerin toplanması da dahil, anında ve gerektiği gibi müdahale etmelerini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 51 – Risk değerlendirmesi ve risk yönetimi
- Taraf Devletler, tüm ilgili yetkililerin riski yönetmek ve eğer gerekliyse eşgüdümlü koruma ve destek sağlamak için ölüm riskinin, durumun ciddiyetinin ve şiddetin tekrarlanması riskinin değerlendirilmesinin yapılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler 1. fıkrada bahsedilen değerlendirmenin, usulüne uygun olarak bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin faillerinin ateşli silah taşıyor olmalarını veya ateşli silaha erişme imkânlarını, soruşturmanın tüm aşamasında ve koruyucu önlemlerin uygulanması sırasında dikkate alan gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 52 – Acil durumda uzaklaştırma kararları
Taraf Devletler, yetkili makamların yakın tehlike halinde aile içi şiddet failinin mağdurun veya risk altında olan kişinin ikametini yeterli zaman dilimi içerisinde terk etmesini emretme ve failin mağdurun ikametine girmesini ya da mağdurla veya risk altında olan kişiyle irtibata geçmesini yasaklama yetkisine sahip olmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır. Bu madde gereğince alınacak tedbirlerde, mağdurun veya risk altındaki kişinin güvenliğinin sağlanmasına öncelik verilir.
Madde 53 – Kısıtlama veya koruma kararları
- Taraf Devletler bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin mağdurlarının uygun kısıtlama veya koruma kararlarından yararlanmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler 1. fıkrada bahsedilen kısıtlama veya koruma kararlarının:
- acil koruma sağlamaya yönelik olmasını ve mağdura gereksiz mali veya idari külfet doğurmamasını;
- belirli bir süre için ya da değiştirilene ya da kaldırılana kadar geçerli olmasını;
- gerekli olduğunda hemen etki yaratacak şekilde nizasız (ex parte) alınmasını;
- diğer yargı süreçlerini dikkate almaksızın ya da bunlara ek olarak alınmasını;
- daha sonra başlatılacak yargı süreçlerine dahil edilmesini
sağlamak üzere gereken yasal veya diğer önlemleri alır.
- Taraf Devletler 1. fıkrada saptanan kısıtlama veya koruma emirlerinin ihlallerin etkili, orantılı ve caydırıcı cezai veya diğer yasal yaptırımlara tabi olmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 54 – Sorgulamalar ve kanıt
Taraf Devletler herhangi bir hukuk veya cezai davada mağdurun cinsel geçmişi ve davranışıyla ilgili var olan kanıtlara yalnızca davayla ilgili ve gerekliyse izin verilmesini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer önlemleri alır.
Madde 55 – Nizasız (ex parte) ve re’sen (ex officio) yargılama
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin 35, 36, 37, 38 ve 39. maddelerinde tanımlanan suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmaların, suçun kısmen ya da tamamen kendi topraklarında işlenmiş olması durumunda, mağdurun ifadesine ya da şikayetine bağlı olmamasını ve mağdurun ifadesini ya da şikayetini geri çekmesi durumunda dahi devam edebilmesini sağlar.
- Taraf Devletler, kendi iç hukuk kurallarının öngördüğü koşullara uygun biçimde, bu Sözleşme’de kabul edilen suçlarla ilgili yürütülen soruşturma ve yargılamalarda mağdurun kendi talebi doğrultusunda kamu kuruluşlarından ve hükümet dışı örgütlerden ve aile içi şiddet danışmanlarından yardım ve/ veya destek almasına olanak sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 56 – Koruma önlemleri
- Taraf Devletler, sorgulama ve hukuki işlemlerin tüm aşamasında mağdurların haklarını ve menfaatlerini, tanık durumunda olduklarında özel ihtiyaçlarını da dâhil ederek korumak için:
a. onların aynı zamanda ailelerinin ve tanıkların, gözdağından, misillemeden ve mağdur olma durumunun tekrarlanmasından korunmalarını sağlamak;
b. mağdurun, en azından kendisinin veya ailesinin tehlikede olabileceği durumlarda, failin kaçtığı ya da geçici veya kati olarak serbest bırakıldığı hakkında bilgilendirilmesini sağlamak;
c. iç hukuk kurallarının öngördüğü koşullar altında mağdurlara hakları ve faydalanabilecekleri hizmetler ve şikayetlerinin takibi, masraflar, sorgulama veya davaların genel prosedürü ve onların prosedür içindeki rolleri, ek olarak davalarının sonuçları hakkında bilgi vermek;
d. mağdurun iç hukuk kurallarının usulüne uygun olarak sesinin duyulmasını, kanıt temin etmesini ve kendi görüşlerini, ihtiyaçlarını ve kaygılarını doğrudan veya bir aracıyla sunmasını ve bunların dikkate alınmasını sağlamak;
e. mağdurlara haklarının ve menfaatlerinin usule uygun olarak sunulması ve dikkate alınması için uygun destek hizmeti sunmak;
f. mağdurun özel yaşantısı ve görüntüsünü korumak için tedbirlerin alınmasını sağlamak;
g. mağdur ve failler arasındaki iletişimin mahkemede ve kolluk kuvvetlerinin mevkiinde, mümkün olduğu ölçüde önlenmesini sağlamak;
h. davaya taraf olarak katılan ya da kanıt sunan mağdurlara bağımsız ve yetkin çevirmenler sağlamak;
i. iç hukuk kurallarına uygun biçimde, mağdurun esasen mevcut ve uygun iletişim teknolojilerinden yararlanarak mahkeme salonuna gitmeden ya da en azından fail olduğu iddia edilen kişinin mahkeme salonunda bulunmadığı bir ortamda ifade vermesini sağlamak
üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağduru ve tanığı olan bir çocuğa, çocuğun yararı ilkesini dikkate alarak uygun durumlarda özel koruma önlemleri sağlanacaktır.
Madde 57 – Adli yardım
Taraf Devletler, mağdurların iç hukuk kurallarının öngördüğü koşullar altında hukuki yardım ve ücretsiz adli yardım alma hakkını temin eder.
Madde 58 – Zaman aşımı
Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin 36, 37, 38 ve 39. maddelerinde tanımlanan suçlarla ilgili yasal işlemlerin başlatılması için öngörülen zaman aşımı süresinin, mağdurun reşit olmasından sonra etkili bir dava sürecini başlatmaya olanak tanıyacak şekilde, yeterli bir süre devam etmesini ve suçun ağırlığıyla orantılı sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Bölüm 7 – Göç ve sığınma
Madde 59 – Oturma izni
- Taraf Devletler, ikametgâh durumu iç hukuk tarafından tanınan eş veya partnere bağlı olan mağdurlara, evliliğin veya ilişkinin bozulması durumunda özellikle zor koşullarda, başvuru üzerine, evliliğin ya da ilişkinin süresini dikkate almaksızın özerk oturma izninin verilmesini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır. Özerk oturma izninin verilmesine ve süresine ilişkin koşullar iç hukuk tarafından belirlenir.
- Taraf Devletler ikametgâh durumu iç hukuk tarafından tanınan eş veya partnere bağlı olan mağdurların ikametgah nedeniyle başlatılan sınır dışı işlemlerini özerk oturma izni için başvurmalarına olanak sağlayacak şekilde durdurabilmelerini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, aşağıdaki durumlardan biri veya her ikisi birden söz konusu olduğunda mağdurlara yenilenebilir oturma izni verir:
a. yetkili makam mağdurların, kişisel durumlarının bir gereği olarak kalmalarının gerekli olduğunu uygun bulduğu taktirde;
b. yetkili makam mağdurların, soruşturma veya cezai işlemler sırasında yetkili makamlarla işbirliği içinde olmaları amacıyla kalmalarının gerekli olduğunu uygun bulduğu taktirde.
- Taraf Devletler evlilik amacıyla başka bir ülkeye getirilen ve sonucunda daimi olarak yaşadıkları ülkenin oturma iznini kaybeden zorla evlilik mağdurlarına, izinlerini geri alabilmelerini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 60 – Cinsiyete dayalı sığınma talebi
- Kadına yönelik cinsiyete dayalı şiddetin, Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi 1A(2) Maddesi anlamında zulüm olarak ve tamamlayıcı/ ikincil korumayı gerektiren ciddi hasar biçimi olarak tanınabilmesini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, Sözleşme’de tanımlanan tüm gerekçelerin toplumsal cinsiyete duyarlı bir şekilde yorumlanmasını ve bu gerekçelerden herhangi biri ya da bir kaçı nedeniyle zulüm görme tehdidi söz konusuysa başvuru sahiplerine, yürürlükteki ilgili araçlarla mülteci statüsünün tanınmasını güvence altına alır.
- Taraf Devletler sığınma başvurusu yapanlar için toplumsal cinsiyete duyarlı kabul usullerini ve destek hizmetlerini ve yanı sıra toplumsal cinsiyet yönergelerini ve mülteci statüsünün belirlenmesi ve uluslararası koruma için başvuruyu da kapsayan, toplumsal cinsiyete duyarlı sığınma usullerini geliştirmek için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 61 – Geri göndermeme
- Taraf Devletler, uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülükleri uyarınca geri göndermeme ilkesinin tanınması için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler statüsü ve ikametine bakılmaksızın korumaya muhtaç kadına yönelik şiddet mağdurlarının hayatlarının risk altında olabileceği ya da işkenceye veya insanlık dışı muameleye veya cezalandırılmaya maruz kalabilecekleri hiçbir ülkeye hiçbir durum altında iade edilmeyeceklerini güvence altına almak üzere gereken yasal veya diğer önlemleri alır.
Bölüm 8 – Uluslararası İşbirliği
Madde 62- Genel ilkeler
- Taraf Devletler bu Sözleşme’nin hükümleri uyarınca, medeni ve cezai konulardaki işbirliğinin ilgili uluslararası ve bölgesel araçlarının uygulanması ve iç hukuk kuralları ile karşılıklı mevzuatlarına dayanarak kararlaştırılan düzenlemeler vasıtasıyla aşağıda belirtilen amaçlar dâhilinde, mümkün olan en geniş kapsamda işbirliği yapar:
- bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin önlenmesi ve şiddete karşı mücadele edilmesi;
- mağdurların korunması ve mağdurlara yardım sağlanması;
- Sözleşme uyarınca kabul edilen suçlarla ilgili soruşturmalar ya da yargılamalar;
- Koruma emirleri de dahil, Taraf Devletlerin yargı makamlarınca verilen hukuk ya da ceza kararlarının uygulanması.
- Taraf Devletler, Sözleşme uyarınca kabul edilen, ikamet ettikleri ülke haricinde başka bir Taraf Devlet’in topraklarında işlenen suçlardan mağdur olanların, ikamet ettikleri devletin yetkili makamlarından önce şikâyette bulunmalarını sağlamak için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Bu sözleşmeye taraf bir başka Taraf Devlet tarafından hukuk ya da ceza davalarında verilen kararların uygulanması ya da suçluların iadesi ve suçla mücadelede anlaşma temelinde karşılıklı işbirliği yapan bir taraf Devlet, bu Sözleşmede tanımlanan suçlarla ilgili olarak hukuk ya da ceza davalarında verilen kararların uygulanması ya da suçluların iadesi ve suçla mücadele konusunda henüz böyle bir anlaşma yapmadığı bir Taraf Devletten böyle bir işbirliği talebi aldığında, karşılıklı işbirliği için bu Sözleşmenin esas alınmasını dikkate alabilir.
- Taraf Devletler, 18. maddenin 5. paragrafı uyarınca mağdurların korunmasını kolaylaştırmak amacıyla üçüncü devletler ile ikili ve çok taraflı anlaşmalar da dahil olmak üzere, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve şiddetle mücadeleyi üçüncü ülkelerin yararlandığı kalkınma amaçlı yardım programlarına, ihtiyaç bulunması halinde, entegre etmeye çalışır.
Madde 63 – Risk altındaki kişilerle ilgili tedbirler
Bir Taraf Devlet’in, başka bir taraf ülke topraklarında yaşayan bir kişinin bu Sözleşme’nin 36, 37, 38 ve 39. maddelerinde belirtilen bir şiddet eylemine her an maruz kalma riskinin olduğuna dair makul sebepleri varsa, bilgisi olan bu Taraf Devletin gerekli koruma önlemlerinin alınmasını sağlamak amacıyla elindeki bilgileri gecikmeden, bahsedilen kişinin sınırları içerisinde olduğu ülkeye iletmesi teşvik edilmektedir. Uygulanabildiği yerde, bu bilgi, risk altındaki kişinin yararı için mevcut koruma önlemleri hakkında ayrıntılı bilgi içermelidir.
Madde 64 – Bilgi Edinme
- Gerekli önlemlerin alınmasının talep edildiği Taraf Devlet, bu önlemlerin alınmasını talep eden Taraf Devlet’i bu madde altında yapılan eylemin nihai sonucu konusunda hızlı bir şekilde bilgilendirmelidir. Gerekli önlemlerin alınmasının talep edildiği Taraf Devlet, istenilen önlemlerin uygulanmasını imkânsız kılan ya da bu önlemlerin uygulanmasının gecikmesi muhtemel olduğu durumlarda da önlemlerin alınmasını talep eden Taraf Devlet’i derhal bilgilendirmelidir.
- Taraf Devlet, önceden talep olmadan, kendi iç hukuk sınırları içerisinde, kendi yaptığı soruşturma çerçevesinde edindiği bilgiyi, bu bilginin diğer Taraf Devlet’e bu Sözleşme uyarınca kabul edilen ve ceza gerektiren suçları önlemede, soruşturma başlatma ve yürütmede, bu tür ceza gerektiren suçların kovuşturmasında yardımcı olabileceğini düşündüğünde ya da kendi soruşturması kapsamında edindiği bu bilginin bu madde altında diğer Taraf Devlet tarafından işbirliği talebine yol açacağını düşündüğünde, edindiği bilgiyi diğer ülkeye iletebilir.
- 2 paragraf uyarınca konuyla ilgili herhangi bir bilgi alan Taraf Devlet, bu bilgileri, uygun görüldüğünde davanın açılması için ya da bu bilginin ilgili medeni ve cezai davalarda dikkate alınması için kendi ülkesindeki yetkili makamlarına ibraz etmelidir.
Madde 65 – Veri Koruma
Kişisel bilgiler, Taraf Devletlerin Kişisel Verilerin Otomatik İşlemden Geçirilme Sürecinde Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme (ETS No.108) altındaki yükümlülüklerine uygun biçimde saklanmalı ve kullanılmalıdır.
Bölüm 9 – İzleme mekanizması
Madde 66 – Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddete karşı uzman eylem grubu
- Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddete karşı uzman eylem grubu (bundan sonra “GREVIO” olarak geçecek olan) Sözleşme’nin Taraf Devletler’ce uygulanmasını izleyecektir.
- GREVIO, cinsiyet ve coğrafi dağılım dengesine ek olarak çok disiplinli uzmanlık bilgileri de dikkate alınarak en az 10, en fazla 15 üyeden oluşur. Üyeleri, Taraflar Komitesi tarafından Taraf Devletler’ce aday gösterilenler arasından, dört yıl boyunca bir kez yenilenebilir şekilde ve Taraf Devletler’in vatandaşları arasından seçilir.
- İlk başta 10 üyenin seçimi, bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini izleyen bir yıl içerisinde yapılır. Ek beş üyenin seçimi 25. onay veya katılımı takiben yapılır.
- GREVIO üyelerinin seçimi aşağıdaki ilkelere bağlıdır:
a. üyeler, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet, mağdurların korunması ve onlara yardımcı olma alanında yetkinliğe sahip olarak bilinen yüksek ahlaki karaktere sahip olan veya bu Sözleşme kapsamında belirlenen alanlarda profesyonel deneyimini göstermiş olan kişiler arasından şeffaf bir prosedür içerisinde seçilir;
b. GREVIO’nun (herhangi) iki üyesi aynı ülkenin vatandaşı olamaz;
c. üyeler temel yasal sistemleri temsil etmelidirler;
d. üyeler kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet alanında ilgili aktör ve organları temsil etmelidirler;
e. üyeler kendi şahsi sıfatlarıyla görev yaparlar. Görevlerini yerine getirirken bağımsız ve tarafsızdırlar ve görevlerini etkili bir şekilde yerine getirmeye hazırdırlar.
- GREVIO’nun üyelerinin seçim prosedürü, Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini takiben altı ay içerisinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Taraf Devletlerle istişare edildikten ve oybirliği sağlandıktan sonra belirlenir.
- GREVIO kendi iç tüzüğünü kendisi belirler.
- GREVIO üyeleri ve 68. maddenin 9. ve 14. fıkralarında düzenlendiği gibi ülke ziyaretleri gerçekleştiren heyetlerin diğer üyeleri, Sözleşme’nin ek bölümünde kabul edilen imtiyaz ve muafiyetlerden yararlanırlar.
Madde 67 – Taraf Devlet Komitesi
- Taraf Devlet Komitesi, Taraf Devletler’in Sözleşme’deki temsilcilerinden oluşur.
- Taraf Devlet Komitesi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplanır. Komite’nin ilk toplantısı GREVIO üyelerini seçmek için Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini takiben 1 yıl içerisinde yapılır. Sonrasında Komite, Taraf Devletlerin 3’te 1’i, Taraf Devlet Komitesi’nin Başkanı veya Genel Sekreter talep ettiği zaman toplanır.
- Taraf Devlet Komitesi kendi iç tüzüğünü kendisi yapar.
Madde 68 – İç tüzük
- Taraf Devletler, GREVIO tarafından incelenmek üzere Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bu Sözleşme hükümlerine etkililik kazandırmak için aldıkları hukuki ve diğer tedbirleri içeren GREVIO tarafından hazırlanan soru formuna dayanan raporu sunar.
- GREVIO, 1. fıkra uyarınca sunulan raporu, Taraf Devlet’in ilgili temsilcileriyle birlikte inceler.
- Sonraki değerlendirme usulleri, uzunluğuna GREVIO tarafından karar verilen dönemlere ayrılır. Her dönemin başında GREVIO, değerlendirme usulünün dayandığı belirli hükümleri seçer ve soru formu gönderir.
- GREVIO izleme usulünü tamamlamak için uygun araçları tanımlar. GREVIO özellikle her değerlendirme süreci için, Taraf Devletler tarafından değerlendirme usulünün uygulanmasının gerekçesi olarak hizmet edecek anketi kabul eder. Soru formu, tüm Taraf Devletler tarafından ele alınır. Taraf Devletler soru formuna ek olarak GREVIO’dan gelen daha başka bilgi talebine yanıt verir.
- GREVIO, Sözleşme’nin uygulaması hakkında ilgili hükümet dışı örgütlerden ve sivil toplumdan ek olarak ulusal kurumlardan insan haklarının korunması amacıyla bilgi alabilir.
- GREVIO Sözleşme’nin alanına giren diğer bölgesel ve uluslararası belgelerden ve birimlerden alınan mevcut bilgilere gereken önemi gösterir.
- Her değerlendirme dönemi için soru formu kabul edildiğinde GREVIO, mevcut verilere ve Sözleşme’nin 11. maddesinde bahsedildiği gibi Taraf Devletler’deki araştırmalara gereken önemi gösterir.
- GREVIO, Sözleşme’nin uygulamasıyla ilgili Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Parlamenter Meclisi ve Avrupa Konseyi’nin diğer ilgili uzmanlaşmış birimlerinden, ek olarak diğer uluslararası belgelere referansla kurulan birimlerden bilgi alabilir. Bu birimlere sunulan şikâyetler ve bunların çıktıları GREVIO’ya ulaştırılacaktır.
- GREVIO, ulusal makamlarla işbirliği içerisinde ve bağımsız ulusal uzmanların yardımıyla, edinilen bilginin yetersiz olmasına veya 14. fıkranın öngördüğü durumlara bağlı olarak ülke ziyaretlerleri organize eder. GREVIO ziyaretler boyunca belirli alanlarda uzmanlaşmış kişiler tarafından desteklenebilir.
- GREVIO Sözleşme hükümlerinin uygulanmasına ait değerlendirmelere dayanan analizleri içeren bir rapor taslağı hazırlar, ek olarak taslağın öneri ve teklifleri, ilgili Taraf Devlet bakımından belirlenen sorunları ele alabilir. Değerlendirmeye tabii tutulan rapor taslağı, Taraf Devlet’e yorumlarını almak için iletilir. Raporun yayımlanmasında Taraf Devlet’in yorumları dikkate alınır.
- Taraf Devletler tarafından gelen yorumlar ve alınan bilgilere dayanarak GREVIO, Taraf Devlet tarafından Sözleşme’nin hükümlerini uygulamak için alınan tedbirleri içeren kendi rapor ve elde ettiği sonuçları yayınlar. Bu rapor ve varılan sonuçlar ilgili Taraf Devlet’e ve Taraf Devletler Komitesi’ne gönderilir. Rapor ve GREVIO’nun vardığı sonuçlar, Taraf Devlet’in nihai yorumlarıyla birlikte, bunların kabulü sırasında yapıldığı gibi, kamuya açıklanır.
- 1. ilâ 8. fıkraların hükümleri saklı kalmak üzere, GREVIO’nun raporu ve vardığı sonuçlara dayanarak Taraf Devletler Komitesi, Taraf Devlet’e yönelik (a) GREVIO’nun vardığı sonuçların uygulanması için alınan tedbirlerle ilgili, eğer gerekliyse tedbirlerin uygulamalarıyla ilgili bilgilerin sunulması için bir zaman belirleyerek ve (b) Taraf Devlet ile Sözleşme’nin gerektiği şekilde uygulanması için işbirliğini geliştirme amacıyla tavsiyeler yayınlar.
- GREVIO, Sözleşme’yle ilgili ciddi ihlalleri önlemek ya da boyutunu veya sayısını azaltmak için acil dikkat gerektiren sorunların var olduğu bir duruma işaret eden güvenilir bilgiler aldığında, kadına yönelik ciddi, büyük veya süreğen şiddet biçimlerinin önlenmesi için alınan tedbirlere ilişkin özel bir raporun acilen sunulmasını talep edebilir.
- İlgili Taraf Devlet tarafından sunulan bilgiler göz önüne alınarak, ek olarak daha başka güvenilir bilgi bulunduğunda, GREVIO soruşturma yürütülmesi ve acilen GREVIO’ya raporlanması için bir veya birden fazla üyesini belirler. Gerekli bulunduğu takdirde ve Taraf Devlet’in rızasıyla soruşturma, Taraf Devlet’e ziyareti içerebilir.
- 14. fıkrada belirtilen soruşturmada elde edilen bulgular incelendikten sonra GREVIO, bu bulguları ilgili Taraf Devlet’e ve ihtiyaç bulunması halinde Taraf Devletler Komitesi’ne ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne diğer yorum ve tavsiyelerle birlikte iletir.
Madde 69 – Genel tavsiyeler
GREVIO ihtiyaç bulunması halinde Sözleşme’nin uygulanması hakkında genel tavsiyeleri kabul eder.
Madde 70 – İzlemeye parlamenter katılım
- Ulusal parlamentolar, Sözleşme’nin uygulanması içi alınan tedbirlerin izlenmesine katılmaları için davet edilebilir.
- Taraf Devletler GREVIO’nun raporlarını kendi ulusal parlamentolarında sunabilir.
- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Sözleşme’nin uygulanmasını değerlendirmek için düzenli olarak davet edilir.
Bölüm 10 – Diğer uluslararası belgelerle olan ilişki
Madde 71 - Diğer uluslararası belgelerle olan ilişki
- Bu Sözleşme, Sözleşme’ye Taraf Devletlerin taraf olduğu veya olacağı ve bu Sözleşme’nin hükmettiği meselelerdeki hükümleri içeren diğer uluslararası belgelerden kaynaklı yükümlülükleri etkilemez.
- Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, Sözleşme’nin hükümlerini tamamlamak veya güçlendirmek ya da somutlaştırılan ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla bu Sözleşme’de değinilen meselelerde birbirleriyle iki ya da çok taraflı anlaşmalar yapabilir.
Bölüm 11 – Sözleşme’de değişiklikler
Madde 72- Değişiklikler
- Taraf Devlet tarafından sunulan Sözleşme’deki her değişiklik önerisi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne iletilir ve kendisi tarafından Avrupa Konseyi üye ülkelerine, her imzalayan Devlet’e, Taraf Devlet’e, Avrupa Birliği’ne ve 75. madde hükümleri uyarınca bu Sözleşme’yi imzalamaya çağrılan her devlete ve 76. madde hükümleri uyarınca bu Sözleşme’yi kabul etmeye çağrılan her devlete yönlendirilir.
- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi üyesi olmayan Sözleşme’nin Taraf Devletleri’nin görüşüne başvurduktan sonra değişiklik önerisini dikkate alır ve Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20. maddesinin d fıkrasında öngörüldüğü gibi çoğunluğa göre değişikliği kabul eder.
- 2. fıkra uyarınca Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen her değişiklik metni, kabul için Taraf Devletlere iletilir.
- 2. fıkra uyarınca kabul edilen her değişiklik, tüm Taraf Devletlerin, Genel Sekreter’i değişikliği kabul ettikleri hakkında bilgilendirdiği tarihten sonraki bir aylık süre sonunu takiben ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Bölüm 12 – Son hükümler
Madde 73 – Sözleşme’nin etkileri
Bu Sözleşme’nin hükümleri, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadelede kişilere daha uygun haklar sağlayan iç hukuk hükümlerine ve yürürlükte olan veya yürürlüğe konabilecek olan bağlayıcı uluslararası belgelere halel getirmez.
Madde 74 - Uyuşmazlığın çözümü
- Taraf Devletler, Sözleşme’nin uygulanması veya yorumlanması sırasında doğabilecek her uyuşmazlığı müzakere, uzlaşma, hakemlik gibi araçlarla veya karşılıklı anlaşmayla kabul edilen diğer barışçı çözüm yollarıyla çözmek için çaba göstereceklerdir.
- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Taraf Devletlere, uyuşmazlık sırasında kullanmak için üzerinde mutabakata varmaları koşuluyla çözüm yöntemleri sağlayabilir.
Madde 75 – İmzalama ve yürürlüğe girme
- Bu Sözleşme Avrupa Konseyi üyelerinin ve Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan üye olmayan ülkelerin ve Avrupa Birliği’nin imzasına açıktır.
- Bu Sözleşme kabule veya onaya tabidir. Kabul veya onay belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilir.
- Bu Sözleşme 2. fıkranın hükümleri uyarınca, Sözleşme tarafından bağlı kılınma rızalarını açıklayan en az sekizi Avrupa Konseyi üyesi olan on Devlet tarafından imzalanmasından sonraki üç aylık süre sonunu takiben ayın ilk günü yürürlüğe girer.
- 1. fıkrada bahsedilen, sonradan Sözleşme tarafından bağlı kılınma rızasını açıklayan her devlet ve Avrupa Birliği açısından Sözleşme, kabul veya onay belgelerinin verildiği tarihten sonraki üç aylık süre sonunu takiben ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 76 – Sözleşme’ye katılım
- Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra, Taraf Devletlerin Sözleşme’yi istişare etmelerinin ve oybirliğinin sağlanmasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi’ne üye olmayan ve Sözleşme’nin hazırlanmasına katılmamış olan herhangi bir devleti, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20. maddesinin d fıkrası gereğince oyçokluğuyla ve Bakanlar Komitesi’ne katılmaya yetkili Taraf Devlet temsilcilerinin oybirliğiyle Sözleşme’yi kabul etmesi için davet edebilir.
- Kabul eden her devlet açısından Sözleşme, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilmesinden sonraki üç aylık süre sonunu takiben ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 77 – Ülkelerde uygulama
- Her devlet veya Avrupa Birliği, imza sırasında veya kabul, onay veya katılım belgelerini verirken Sözleşme’nin uygulanacağı bölgeyi veya bölgeleri belirtebilir.
- Herhangi bir Taraf Devlet, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu veya sorumluluğunu üstlendiği ve bildirimde belirtilen ülkelerin dışındaki bölgelerde bu Sözleşme’yi uygulayacağını belirtebilir. Bu gibi bir ülke açısından Sözleşme, böyle bir bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından sonraki üç aylık sürenin bittiği ayı takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.
- Önceki iki fıkranın altında yapılan her bildirim, böyle bir bildirimde belirtilen her ülke açısından Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapılacak bir bildirimle geri çekilebilir. Geri çekilme, böyle bir bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından sonraki üç aylık sürenin bittiği ayı takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 78 – Çekinceler
- 2. ve 3. fıkralarda öngörülen istisnalar dışında, bu Sözleşme’nin hükümleri açısından hiçbir çekince konulamaz.
- Her devlet veya Avrupa Birliği imza sırasında veya kabul, onay veya katılım belgelerini verirken Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildiriyle;
- 30. Madde’nin 2. fıkrası;
- 44. Madde’nin 1. fıkrasının e bendi ve 3. ve 4. fıkraları;
- Küçük suçlarla ilişkili olarak 35. Madde bağlamında 55. Madde’nin 1. paragrafı
- 37., 38., ve 39. Madde’ler bağlamında 58. Madde;
- 59. Madde
hükümlerini uygulamama veya sadece özel vaka ya da durumlarda uygulama hakkını saklı tutacağını belirtebilir.
- Her devlet veya Avrupa Birliği, imza sırasında veya kabul, onay veya katılım belgelerini verirken Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildiriyle, 33. ve 34. maddelerde bahsedilen davranışlar için cezai yaptırımlar yerine cezai olmayan yaptırımlar sağlama hakkını saklı tutacağını belirtebilir.
- Her Taraf Devlet yaptığı çekinceyi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildiriyle tümüyle ya da kısmen geri çekebilir. Bu bildiri Genel Sekreter tarafından alındığı tarihte yürürlüğe girer.
Madde 79 – Geçerlilik ve çekincelerin gözden geçirilmesi
- 78. maddenin 2. ve 3. fıkralarında bahsi geçen çekinceler, Sözleşme’nin ilgili Taraf Devlet açısından yürürlüğe girdiği günden itibaren 5 yıl boyunca geçerlidir. Ancak, söz konusu çekinceler aynı süreyle geçerli olacak şekilde yenilenebilir.
- Çekincenin bitiş tarihinin 18 ay öncesinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği, ilgili Taraf Devlet’e bitiş tarihini bildirecektir. Bitiş tarihinden en geç üç ay önce Taraf Devlet, çekincesinin devam ettiğini, değiştirildiğini veya geri çekildiğini Genel Sekreter’e bildirir. İlgili Taraf Devlet’in böyle bir bildirimde bulunmaması durumunda Genel Sekreterlik, Taraf Devlet’i, çekincesinin otomatik olarak 6 aylık bir süreye uzatıldığı hakkında bilgilendirir. Taraf Devletin bu sürenin bitimine kadar çekincesini devam ettirme veya değiştirme niyetini bildirmemesi durumunda çekincenin zaman aşımına uğrar.
- Bir Taraf Devlet 78. maddenin 2. ve 3. paragrafı uyarınca çekince koyuyorsa, çekincenin yenilenmesinden önce veya talep üzerine, çekincenin devam etmesini meşru kılan nedenleri içeren bir açıklamayı GREVIO’ya iletir.
Madde 80 – Fesih
- Her Taraf Devlet istediği zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildiriyle bu Sözleşme’yi feshedebilir.
- Bu tür fesihler bildirinin Genel Sekreter tarafından alınmasından sonraki üç aylık süre sonunu takiben ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 81 – Bildiri
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyelerine, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan üye olmayan ülkelere, her imzalayan Devlet’e, Taraf Devlet’e, Avrupa Birliği’ne ve Sözleşme’yi imzalamaya çağrılan her devlete:
a. her imzayı;
b. verilen her kabul, onay veya katılım belgesini;
c. 75. ve 76. maddeler uyarınca Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği her tarihi;
d. 72. madde uyarınca kabul edilen her değişikliği ve bu tür değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihi;
e. 78. maddeyi takiben her çekinceyi ve geri çekilen her çekinceyi;
f. 80. madde uyarınca yapılan her feshi;
g. bu Sözleşme’yle ilişkili olan her eylem, bildiri veya haberleşmeyi
bildirecektir.
Gereğince yetkili kılınmış olan aşağıda imzası bulunanlar, yukarıdaki hükümleri kabul ederek bu Sözleşme’yi imzalamıştır.
Bu Sözleşme, her iki metin de eşit şekilde geçerli olmak üzere ve tek kopya olarak Avrupa Konseyi arşivine konmak üzere İngilizce ve Fransızca dillerinde, 2011 yılı Mayıs ayının 11. gününde.İstanbul’da akdedilmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Avrupa Konseyi üyelerinin, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan üye olmayan ülkelerin, imzalayan Devlet’lerin, Taraf Devlet’lerin her birine ve Avrupa Birliği’ne onaylı örnekleri gönderir.
Ek – Ayrıcalıklar ve bağışıklıklar (Madde 66)
- Bu ek, Sözleşme’nin 66. maddesinde bahsedilen GREVIO üyelerine ek olarak ülke ziyaret heyetlerinin diğer üyelerine uygulanır. Bu ekin amacı bakımından “diğer ülke ziyareti heyetlerinin üyeleri” terimi Sözleşme’nin 68. maddesinin 9. paragrafında bahsedilen bağımsız ulusal uzmanları ve bilirkişileri, Avrupa Konseyi personellerini ve Avrupa Konseyi tarafından istihdam edilen ve GREVIO’ya ülke ziyaretleri boyunca eşlik eden tercümanları kapsar.
- GREVIO üyeleri ve diğer ülke ziyareti heyetlerinin üyeleri ülke ziyaretlerinin hazırlanması ve gerçekleştirilmesiyle ilgili görevlerini yerine getirirken, ek olarak bunları izleyen görevlerle ilişkili olarak yolculuk ederken aşağıdaki ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanır:
a. şahsi yakalama veya tutuklamadan ve kişisel eşyalarının haczinden ve resmi yetkili sıfatıyla hareket ederken söyledikleri ya da yazdıkları ifadeler veya gerçekleştirdikleri eylemlerden dolayı yasal işlemlerden muafiyet;
b. ülkelerine giriş ve çıkışlarda ve görevlerini yerine getirdikleri ülkeye giriş ve çıkışlarda hareket serbestliği üzerindeki her türlü kısıtlamadan ve görevlerini yaparken ziyaret ettikleri veya geçtikleri ülkelerde yabancıların tabi oldukları tescil işlemlerinden muafiyet.
- Görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili seyahatleri sırasında, GREVIO üyeleri ve diğer ülke ziyareti heyetlerinin üyeleri gümrük ve döviz denetim kontrollerinde yabancı hükümetlerin geçici resmi görevlisi olan temsilcilerine tanınan kolaylıklardan yararlanırlar.
- Sözleşme’nin uygulanmasının değerlendirilmesiyle ilgili GREVIO üyeleri ve diğer ülke ziyareti heyetlerinin üyeleri tarafından taşınan belgelere, GREVIO’nun faaliyetiyle ilgili olduğu sürece dokunulamaz. GREVIO’nun resmi yazışmaları veya GREVIO ve diğer ülke ziyareti heyetlerinin üyelerinin resmi haberleşmeleri hiçbir engelleme veya sansüre tabi tutulamaz.
- GREVIO ve diğer ülke ziyareti heyetlerinin üyeleri için tam bir konuşma özgürlüğü ve görevlerinin yerine getirilmesinde tam bir bağımsızlık temin etmek amacıyla, söz konusu kişilerin görevleri sona ermiş olsa dahi, görevlerinin ifşası sırasındaki sözlü veya yazılı ifadeleri ve her türlü fiilleri bakımından yasal işlemlerden muaf tutulurlar.
- İmtiyazlar ve muafiyetler, bu ekin 1. fıkrasında bahsedilen kişilere kendi şahsi çıkarları için değil, görevlerinin GREVIO’nun çıkarları için yerine getirilmesini güvence altına almak üzere tanınmıştır. Bu ekin 1. fıkrasında bahsedilen kişilerin ayrıcalıklarının kaldırılması, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından, muafiyetin adaleti engelleyici olduğu kanaatine vardığı herhangi bir halde ve muafiyetin GREVIO’nun çıkarlarına engel teşkil etmeden kaldırılabileceği hallerde yapılır.
GAYRI RESMİ ÇEVİRİ
Bu sözleşmenin gayrı resmi çevirisi İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) tarafından yapılmıştır.
http://ihop.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=422
→ İlişkili Kavramlar: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve
KAHDEM 8 MART 2011 BİLDİRİSİ
24 Mart 2011 ·
KADINLARIN ADALETE ERİŞİMDE KARŞILAŞTIĞI ENGELLER
Adalete erişim tüm yurttaşlar için güvenceye alınmış bir hak olmasına karşılık yasal düzenlemeler ve uygulamalar nedeni ile bu haktan kadın yurttaşlar ya hiç yararlanamamakta ya da yararlanma kısıtlı düzeyde gerçekleşmektedir.
HUKUK BAŞVURULARINDA
Adalete erişimde ilk durak bir avukattan hukuki destek almaktır. Mali durumları elverişsiz olan kadınların bir avukata başvurma ve yardım olanağı çoğu kez bulunmamaktadır. Kadınlar için tek destek olanağı baro adli yardım servisleridir.
Baro adli yardım servisleri, kadınların erişebileceği yakınlıkta değildir, Erişim olsa bile nöbetçi avukatla görüşmek için uzun süre sonraya randevu verilmekte ve görüşme sırasında kadının insan hakları bakımından meslek için eğitimden geçmiş ve aile hukuku alanında deneyimli olan bir avukatla görüşmesi için gerekli önlemler alınmamakta, adli yardım sisteminde kadının yaşamış olduğu sıkıntıları giderecek işleyiş bulunmamaktadır.
Ücretsiz avukat atanması için baro başvurularında muhtardan fakirlik ve ikametgah belgesi talep edilmektedir.
Asgari geliri olan ve çalışan fakat bir avukata vekalet ücreti ödemek için başka hiçbir olanağı olmayan, elde ettikleri gelirle yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılamaktan uzak olan kadınlar baro adli yardım servisinden fakirlik belgesi alamadıkları için yararlanamamaktadır.Talepleri reddedilen kadınlar adalet mekanizmasına başvurmaktan caymaktadır.
Yine şiddet sebebi ile koruma kararı almak isteyen ve can güvenliği sorunu yaşayan kadınlar,eğer sığınma evlerinde kalıyorlarsa ,muhtardan ikametgah alamadıkları için başvuru yapamamakta veya sığınma evinin adresine bağlı muhtarlıktan belge alındığında ise kadının yaşadığı yer hakkında bilgi başkalarınca bilinebilir olmaktadır
Kadının yasal haklarının en üst düzeyde gerçekleşebilmesi, kadınların öncelikle bir avukata ulaşabilmesi ile mümkündür. Fiili ve mali sebeplerle vekalet ücreti ödeyemeyen kadınların baro adli yardım servislerinden yararlanma talepleri asgari ücret karşılığı dahi olsa bir kazanca sahip olmalarının fakirlik koşulu oluşturmadığı gerekçesi ile reddedilmemeli, fakirlik koşulu ve fakirlik kağıdı edinme zorunluluğuna bakılmaksızın her bir kadının geçim koşulları ayrı ayrı incelenerek elverişsizliğin gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalıdır.
Yine şiddet olasılığının olduğu durumlarda atama yapılmasının basit kolay ve oldukça hızlı biçimde gerçekleşmesi için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır. Şiddet sebebi ile koruma talebinde buluna kadınlara avukat hakkı hatırlatılmalı ve bu olanak desteklenmelidir.
Sadece avukat ataması yapılması,kadının insan haklarının gerçekleşmesine yeterli değildir. Verilen avukatlık hizmetinin niteliğinin yükseltilmesi gerekmektedir.
Gerek görüşmeleri yapan gerek se dava takibi yapan avukatların kadına yönelik şiddet ve aile hukuk konusunda yeterli düzeyde hizmetiçi eğitimden geçmesi ve yeterli deneyim sahibi olması gözetilmesi gerekmektedir.
Yine kadınların hukuki destek için adli yardım listelerinde yer alan avukatlar arasından seçim yapma olanağı sağlanmalıdır.
Belirtilen sebeplerle barolar kadın yurttaşların adalete ulaşımlarını sağlayacak biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
CEZA SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMASINDA:
Şiddet ve bir suçtan zarar görme sebebi ile karakol veya savcılıklara başvuran kadınların pek çoğu , soruşturma aşamasında bir avukattan hukuki destek alabileceklerine ilişkin haklarından haberdar edilmemekte, en çok ihtiyaç duyulan bu aşamada kadınlar avukat olmadan şikayetlerini yapmak zorunda kalmaktadırlar. Böylece kadınlar hukuki süreci takip edecek bir hukuk uygulayıcısından yoksun bırakılmaktadır.
Oysa yasa gereği şikayetçi olmak isteyen kadınlara CMK da düzenlenmiş olan bir avukatın desteğinden yararlanma hakkı olduğu kolluk veya savcılıkça kadına anlayabileceği biçimde anlatılmalı ve bu hakkını kullanması desteklenmelidir. Bu yapılmadığında kolluk görevini ihmal ediyor demektir.
Avukatın desteğine ulaşan kadınların gerek şikayetini etkin biçimde yapabilmesi gerekse şiddet sebebi ile savcılık tarafından soruşturmanın sonuçlanmasının beklenmesi yerine hemen aile mahkemesine avukatı aracılığı ile başvurması ve koruma kararı alabilmesi süreci hızlanacaktır.
Aynı olanak savcılık ve ceza yargılamaları sırasında da aynen geçerlidir.
Kadınların kollukta bir avukatla birlikte hareket etmeleri,şiddet gören kadının şiddet uygulayan aile bireyi ile uzlaştırılması ve şiddet ortamına yeniden dönmeye zorlanması girişimlerinden de koruyacaktır.”
“Adalete Erişim” i sağlamak devletin sorumuluğunda olan ve devletin hangi düzeyde insan haklarını gerçekleştirmeyi hedeflediğiyle doğrudan ilgilidir.
Açıklanan sebeplere;
Adalete ulaşım hakkının yeterli düzeyde gerçekleşmesi için tüm aşamalarda amaca uygun biçimde işleyişin gerçekleştirilmesi için tüm tarafları sorumluluklarını göreve davet ediyoruz.
KADINLAR HAKKINIZ VAR AVUKAT İSTEYİN !!!!
Kadınlara Hukuki Destek Merkezi
(KAHDEM)
→ İlişkili Kavramlar: Basın Açıklamaları · Basında KAHDEM
25 KASIM 2010 KAHDEM BASIN AÇIKLAMASI
24 Kasım 2010 ·
KOLLUK, KARARIN UYGULANMASI İÇİN ETKİN DENETİM VE İZLEME SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMELİDİR
Ulusal ve uluslararası yasal güvenceye bağlanmış hak ve özgürlüklerden kadınların yararlanmasını engelleyen en önemli etken, kadına çeşitli biçimlerde yönelmiş şiddettir. Bu şekliyle şiddet; en büyük ayrımcılıktır.
Şiddet sadece temel hakların ihlali olmayıp kadınların fiziksel ve ruhsal sağlıklarını olumsuz etkilemekte, kadın ve erkek arasındaki fiili eşitsizliği derinleştirmekte, her alandaki yaşama katılma haklarını ve becerisini ihlal etmektedir. Diğer yandan kadına yönelik şiddet, ayrımcılığı ve eşitsizliği sürekli hale getirmekte olup kadının hayatının denetlenmesinde başvurulan evrensel bir baskı aracıdır.
Aile içi şiddetin mahrem olarak değerlendirilmesi, aile kurumunun insan hakları karşısında aşırı değerli görülmesi, kadına yönelik şiddette körlüğe yol açmıştır, toplumsal örgütlenişteki mevcut adaletsizlikler de bunu olağanlaştırmıştır.
Uluslararası Kadın Hareketinin yorulmaz mücadelesiyle bu zulüm sistemi görünürlük kazanmış ve yavaş da olsa kadına karşı ayrımcılık ve şiddet konularındaki bilinçlenme, ilk kez 1993′te Viyana’da toplanan Dünya İnsan Hakları Konferansında uluslararası hukuka yansıyabilmiştir.
Böylece 20. yüzyılın sonunda kadına karşı şiddet konusu nihayet hükümetlerin gündem maddesi olarak bir zemin kazanmış, buna karşılık kadınların evrensel hukuku sayılan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) 1979 yılında şiddet konusuna yer vermediğinden, ancak 1980′li yıllardaki gelişmeler karşısında CEDAW Komitesi 19 no.lu genel tavsiye kararı (1992) ile kadına karşı şiddeti ayrımcılıkla ilişkilendirerek devletleri şiddeti önleme konusunda sorumlu kılmıştır.
Türkiye’de bu gelişmeler sonrasında 1998′de 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile ilk kez, doğrudan kadına yönelik şiddet konusunda düzenleme yapılmış ve yaklaşık dokuz yıllık bir uygulama sonrasında eleştiriler de dikkate alınarak 5636 sayılı yasa ile 4320 sayılı yasada bazı değişiklikler yapılmış, bu değişiklikler 26.04.2007′de kabul edilip 04.05.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 01.03.2008 tarihinde de yasanın uygulanması hakkında yönetmelik yayımlanmıştır.
Dünyadaki değişime neredeyse eş zamanlı kabul edilen 4320 sayılı yasa, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve şiddet uygulayanın cezalandırılmasında, engellenmesinde oldukça olumlu bir role sahiptir. Fakat kadına yönelik şiddetin önlenmesi için sadece yasa ve yönetmelik çıkarmak yeterli değildir.
2008 ve 2009 yılındaki basın açıklamalarında bildirdiğimiz sorunlar devam etmekte olup;Halen koruma talepli dosyalar acele olarak ele alınmamakta,koruma verilmesi için darp raporu aranmakta,duruşma günü tayin edilmekte,CEDAW ve AİHS düzenlemeleri ve AİHM Opuz/Türkiye kararının gereklerine aykırı olarak medeni durumlarına göre kadınlar arasında ayrım yapılarak evlilik birliği içinde olmayan kadınların koruma talepleri reddedilebilmekte ve dahası koruma kararı verecek tek makam olan Aile Mahkemeleri sadece mesai saatlerinde çalışmakta, gece ve hafta sonu şiddetten yargı aracılığı ile korunmak mümkün olmamaktadır.
KAHDEM olarak bu yılki açıklamamızda önceki açıklamalarda belirttiğimiz sorunların halen devam ettğini belirterek 4320 sayılı yasa gereği koruma kararların verilmesinden sonraki aşamada; uygulanma ve izlenmesine ilişkin yayınlanan yönetmeliğin kolluğa yüklediği sorumluluğa dikkat çekmek istiyoruz.
Bilindiği gibi 4320 sayılı yasanın 2 maddesi gereği”Cumhuriyet Başsavcılığı kararın uygulanmasını genel kolluk kuvvetleri marifeti ile izler” demektedir.
Yine yönetmeliğe göre kolluğun izleme görevi koruma kararının verildiği tarihte başlar.
Karar süresince tedbirlerin yerine getirilip getirilmediği kollukça kontrol edilir.
Kolluk kontrol ve izleme görevini yerine getirmek için:
a-Bulunduğu konutun haftada bir kez ziyaret etmelidir.
b-Birinci derece yakınları ile iletişim kurmalıdır.
c-Komşularının bilgisine başvurulmalıdır.
d-Oturduğu yerin muhtarından bilgi almalıdır.
e-Bulunduğu konutun çevresinde araştırma yapmakla yükümlüdür.
Kolluk ihlal halinde şikayet koşulu olmaksızın savcılığa bildirimde bulunmalıdır.
Kararın uygulanmasının sağlanması için,kararın uzun zaman alabilecek posta yolu ile karakola bildirilmesi yerine, kararın bir örneğinin mağdura verilmesi ve bu kararın karakola verilmesi yeterli sayılmalıdır.
Koruma kararının şiddet uygulayana tebliği (yazılı bildirimi) yoluna gidilerek, karar ile tebliğ arasında kalan sürede mağdurun yeni saldırılara açık ve korumasız bırakılması kanunun amacına aykırıdır. Şiddetten etkin korunmanın önünde ciddi bir engeldir.
Yasanın ve yönetmeliğin gereğini yerine getirmek için gerekli önlemler alınmalı ve gerekli/uygun mekanizmalar ivedilikle kurulmalıdır.
SONUÇ:
Kadına yönelik şiddetle mücadele hükümetin uluslararası sorumluluğudur.
Yasa ve yönetmelik çıkarmak sadece başlangıçtır.Kadına yönelik şiddetle mücadele kadının insan haklarının gerçekleşmesini sağlayan uygulama ile pekiştirilmelidir.
KADINLARA HUKUKİ DESTEK MERKEZİ
(KAHDEM)
→ İlişkili Kavramlar: 4320 Uygulama Yönetmeliği · 4320-Ailenin Korunmasına Dair Kanun · 4320-Mahkeme Kararları · Basın Açıklamaları · Kadına Yönelil Aile İçi Şiddet Ve Uygulama Sorunları
Boşanmış Kadının Korunma İsteği Karşısında Devlet Ve Yargı Eylemsiz Kalamaz
10 Temmuz 2010 ·
Boşanmış Kadının Korunma İsteği Karşısında Devlet Ve Yargı Eylemsiz Kalamaz
İSTANBUL
1. AİLE MAHKEMESİ
KARAR
ESAS NO : 2010/19 D.İş
KARAR NO : 2010/25
HAKİM : İZZET DOĞAN 19054
KATİP : GÜL SEZİK 135007
TEDBİR İSTEYEN : E.D.
KARŞI TARAF : H.D.
TEDBİR KONUSU : 4320 Sayılı Yasaya Göre Koruma Kararı
TALEP TARİHİ : 07/06/2010
KARAR TARİHİ : 05/07/2010
Tedbir isteyen E.D. eşi tarafından şiddete maruz kaldığını, kendi yararına olmak üzere 4320 sayılı yasadaki tedbirlerin uygulanmasını talep etmiş olup, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Avrupa ülkelerinden çoğu, ayrıca Avusturalya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada 1970′li yıllardan sonra kabul ettikleri yasalarla aile içi şiddeti önlemeyi amaçlamışlardır.
20 Aralık 1993 tarihinde BM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge” kadına karşı şiddetin önlenmesinde çok önemli Uluslar arası bir belgedir.
Avrupa Parlementosu 1997 yılında “ Avrupa Çapında Kadınlara Karşı Şiddete Sıfır Hoşgörü” kararı ile “1999 yılının Avrupa Kadınlara Karşı Şiddete Hayır Yılı” olarak duyurulmasını veğ bu amaçla kampanyalar düzenlenmesini öngörmüştür.
Uluslararası gelişmelerin yansımaları geçikmemiş ve 1980′li yıllarda, şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar ülkemizde de başlamıştır.
Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni 1985 yılında imzalanmış ve sözleşme ülkemizde 1986 yılında yürürlüğe girmiştir.
Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde düzenlenen Ulusal Program Siyasi Kitleler Bölümü’nde , “Kadın-Erkek eşitliğinin özellikle uygulamada sağlanması bir öncelik alanı olacaktır” denilmektedir. Unutmamak gerekir ki anayasamızın 90/son fıkrası uyarınca “ Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar için anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz” denilmektedir. Usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Uluslar arası sözleşmeler yanı konuyu düzenleyen iç hukuk kurallarının üstünde yer alırlar.
Gerek Uluslar arası gelişmeler ve gerekse ülkemizde yapılan çalışmalar sonucu 14 Ocak 1998 tarihinde “4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun” kubul edilmiştir. İşte bu yasa ile aile içi şiddet ilk kez bir hukuksal kavram olarak karşımıza çıkmıştır. 4320 sayılı bu yasanın genel gerekçesinde; “Aile içi şiddetin zararları sadece toplum açısından değil, birey açısından da tehlikeli sonuçlar yaratmaktadır. Aile içi şiddet, sevgi, şefkat ve merhamet göstermesi gereken bir kişi tarafından uygulandığından, şiddete maruz kalan aile bireyinin ruhi yapısında hayatı boyunca silinmesi zor izler bırakmaktadır” denilmektedir.
Anayasamızın, ailenin korunması başlıklı 41. maddesinde, ailenin Türk toplumunun temeli olduğu belirtildikten sonra devletin ailenin huzur ve refahı, özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli önlemleri alacağı öngörülerek devlete koruna görevleri yüklemiştir.
7 Mayıs 2004 tarihinde anayasamızda yapılan değişiklikler kapsamında “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddede değişiklik yapılarak; “Kadın ve erkek eşit haklara sahiptir, devlet , bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür” hükmü getirilmiştir.
İşte Türkiye’nin sorunu da bu eşitliğin yaşama geçirilmemesi, uygulamalarda erkek egemen bakış açılarını değiştirememesidir.
Türkiye’nin 4. ve 5. Birleştirilmiş CEDAW Komitesi, öncelikle Türkiye’den CEDAW Sözleşmesi’nden doğan yükümlülüklerinin tümünün “sistemli ve devamlı” bir uygulama ile yerine getirilmesini istemiştir. Prof. Acar’a görebu husus çarpıcı ve gerçekçi bir tespittir. Ve Türkiye Cumhuriyeti’nde bir kadın-erkek eşitliği olmadığı, bu yönde acil ve Türkiye’nin Uluslar arası taahhütleri ile tutarlı adımlar atılması gereği yadsınamaz bir olgudur.
Hemen ve önemle belirtelim ki Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslar arası Sözleşmesi’nin (CEDAW) 2 E maddesi, “Taraf devletler, herhangi bir kişi, kuruluş veya teşebbüsün kadınlara karşı ayrım yapmasını önlemek için bütün uygun önlemleri alır” demekle özel kişilerin davranışlarından da devleti sorumlu tutmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 9 Haziran 2009 tarihli Opuz/ Türkiye kararından çok önce 3420 sayılı, Ailenin Korunmasına Dair yasada 5636 sayılı yasayla yapılan ve 04/05/2007 günlü Resmi Gazetede de yayınlanarak yürürlüğe giren değişiklik üzerine bu değişiklik de “ayrı yaşayan aile bireylerinden eş ve çocukların yanında eşlerinde korunma kapsamına alınmamasının büyük bir eksiklik olduğu” belirtilmiş ve bu husus eleştirilmiştir. (bknz. İzzet Doğan İstanbul Barosu Dergisi yıl 2008/3 Mayıs- Haziran syf. 1230 Kadına Yönelik Şiddet Uluslar arası Belgeler 4320 Sayılı Ailenin Korunması İlişkin Yasa ve Bu Yasada Yapılan Değişiklikler Üzerine Bir İnceleme)
AİHM 9 Haziran 2009 tarihli Opuz/Türkiye kararında Kadına karşı şiddeti yargılamış ve bu davada üç ayrı aykırılık (ihlal) bulmuştur. Bunlar yaşam hakkının ihlali, kadına gösterilen şiddetin kötü muamele olarak nitelendirilmesi ve bu bağlamda cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesinin devletin görevi olduğu ayrıca kadına karşı şiddetin bir tür ayrımcılık olduğu hususları ile
Bize göre 4320 sayılı yasayı Uluslararası Sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin özellikle Opuz/Türkiye kararından bağımsız olarak uygulamak Türk yargısı için mümkün değildir ve olanaksızdır.
Somut olayımızda önlem isteyen E. D.in boşanmış olması onun devletin sorumluluğunda olan yaşam hakkının güvenceye alınması ve ona karşı gösterilecek şiddetten korunmasına engel değildir. E. D. devlet tarafından korunma hakkı olan; “SAVUNMASIZ BİREYLER” kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Dolayısıyla şiddete karşı kalma olasılığının bulunması yeterli sayılarak yaşam hakkı ve bedensel, zihinsel bütünlüklerinin korunması gerekir. Konu tamamen AİHS 2. maddesi ve 3. maddesi kapsamında ele alınmıştır. Başvurucunun korunma isteği karşısında devletin ve yargının eylemsiz kalması söz konusu olamaz. Burada, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin “CEDAW” 1. maddesi uyarınca CEDAW Komitesinin aile içi şiddetin kadınlara karşı bir ayrımcılık türü olduğunu tekrarladığını unutmamak gerekir. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında evlilik dışı birliktelik ve yakın yaşam arkadaşlığı aile kavramı kapsamı içerisinde sayılmaktadır. Tüm bu nedenlerle başvurucunun “korunması” ve şiddet uygulama olasığı bulunan diğer taraf için “geri dur” emrinin verilmesi yasaya uygun olmasa bile mahkememizce hukuka uygun olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle ve tüm bu dosya kapsamına göre ;
HÜKÜM:
1- Talebin KABULÜNE, Sokakta veya başka bir yerde tarafların karşılaşması halinde H. D.in, E..D’e 15 metreden fazla yaklaşmamasına ve mesafeyi H.D.’in muhafaza etmesine,
2- Kusurlu eş H.’İn eşi E.D’e ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine karşı 3 ay süreyle Şiddete veya korkuya yönelik söz ve davranışlarda bulunmamasına, Müşterek evin tahsisi ve eve veya işyerlerine yaklaşmamasına, Eşyalara zarar vermemesine, İletişim araçları ile rahatsız etmemesine, Silâh veya benzeri araçların teslimine, Alkollü veya uyuşturucu madde kullanarak konuta veya işyerine gelmemesine veya bu maddeleri kullanmama ’sına,
3- Varsa silah veya benzeri araçların tarafından zabıtaya teslimine,
4- 4320 Sayılı Yasaya göre verilen koruma kararlarının 3 ay için geçerli sayılmasına,
5- Hükmolunan tedbirlere aykırı davranılması halinde tutuklanacağı veya hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılacağı hususunun kusurlu eş H.D.a ihtarına,
6- Kararın bir örneğinin tedbir isteyene verilmesine, bir örneğinin de gereği için resen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,
7- Harç alınmasına yer olmadığına,
İtiraz yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda karar verildi. 05/07/2010
Katip 135007
Hakim 19054
İZZET DOĞAN
→ İlişkili Kavramlar: 4320-Mahkeme Kararları
Kadınlara Hukuki Destek Merkezi Okuyucu Sayısı 10 Milyonu Geçti
16 Mayıs 2010 ·
Kadınlara Hukuki Destek Merkezi Okuyucu Sayısı = 10.000.743
Kadının Soyadı Anayasa Mahkemesinde
7 Nisan 2010 ·
T.C.
ANKARA
8. AİLE MAHKEMESİ
ANAYASAYA AYKIRILIK İDDİASI
ESAS NO : 2009/1516 Esas
HAKİM : ERAY KARINCA 26084
KATİP : ZAKİNE ARMAN 46946
DAVACI :A. P.
VEKİLİ : Av.
DAVALI : Nüfus Müdürlüğü
DAVA : Kızlık soyadını evlilik halinde de kullanmaya izin istemi
DAVA TARİHİ : 16/11/2009
ARA KARAR TARİHİ : 15/03/2010
Davacı tarafından davalı Nüfus Müdürlüğü aleyhine açılan kızlık soyadını evlilik halinde de kullanmaya izin verilmesi istemine ilişkin davanın mahkememizde yapılan açık duruşması sonunda verilen 18/03/2010 tarihli ara kararı uyarınca,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı, vekili aracılığıyla verdiği dava dilekçesinde ve aşamalarda, müvekkilinin 08.03.2009 tarihinde Fransız vatandaşı bir erkekle evlendiği için yasa gereği onun soyadını almak zorunda kaldığını, oysa, yüksek şehir plancısı bir iş kadını ve özel bir şirketin yönetim kurulu üyesi olarak, uzun yıllar kendi soyadı olan “T…” ile bilindiğini, bir çok ulusal ve uluslararası seminere bu soyadla katıldığını, ülkemizin imzaladığı uluslararası sözleşmeler ve Anayasanın 90/5 maddesinde gerçekleştirilen değişiklik sonucu, bu zorunluluk kalktığı için evlenmeden önceki soyadını kullanmak istediğini ileri sürerek, nüfus kaydındaki “Petit” olan soyadının kaldırılarak, kızlık soyadını kullanmaya izin verilmesini istemiştir.
Dava, kadının evlenmesine rağmen kızlık soyadını kullanabilmesine izin verilmesi istemine ilişkindir.
İç hukukumuza göre ad ve soyadın değiştirilmesi kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır ve diğer nüfus kayıtlarındaki değişiklikler gibi hakim kararı ile gerçekleşir(Nüfus hizmetleri Kanunu’nun 35. ve devamı maddeleri).
Türk Medeni Kanunu’nun 27. maddesine göre, bekâr kadın soyadını, haklı sebeplerin varlığı halinde adın değiştirilmesi ile ilgili hükümlere göre değiştirebilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi durumunda boşanan kadın, evlenmeden önceki soyadını yeniden alabilir(m.173). Ancak, hakimden boşanmadan önceki soyadını taşımasına izin verilmesini de isteyebilir. Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta yararı olduğunu ve bunun kocaya zarar vermeyeceği kanıtlaması halinde hakim kocasının soyadını taşımasına izin verir.
Evli kadının soyadı konusu ise TMK.nun 187. maddesinde düzenlenmiştir: “Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra Nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.” Buna göre yasa evli kadına iki seçenek sunmaktadır. Seçeneklerden birisi, kadının evlenmekle kocasının soyadını alacağına ilişkindir. İkincisi ise, evlendirme memuruna veya nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilmesine ilişkindir.
Yasanın emredici düzenlemesi karşısında, kadının evlenmesi halinde tek başına kızlık soyadını kullanabilmesi olanaksız gibi görünmektedir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de 29 Ekim 1998 tarih esas 1997/61, karar 1998/59 sayılı kararında, önceki Medeni Kanun’un aynı içerikteki 153. maddesinin iptaline ilişkin istemi ret etmiştir. Gerekçeye göre, itiraz konusu, “Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır.” kuralı kimi sosyal gerçeklerin doğurduğu zorunluluklardan ve yasa koyucunun yıllar boyu kökleşmiş bir geleneği kurumsallaştırmasından kaynaklanmaktadır. Aile hukuku öğretisinde de kadının erkeğe göre farklı yaratıldığı, zorunluluklar ve toplumsal gerçekler karşısında kadının korunması, aile bağların güçlendirilmesi, evlilik birliğinde düzen ve uyum sağlanması, aile içinde iki başlılığın önlenmesi gerektiği gibi görüşler bulunmaktadır. Aile birliğinin sağlanması için yasa koyucu eşlerden birisine öncelik tanımıştır. Kamu yararı, kamu düzeni ve kimi zorunluluklar, soyadının kocadan geçmesinin tercih nedeni olduğunu göstermektedir. Kaldı ki itiraz konusu kuralda aile isminin sadece erkeğin soyadına bağlanacağı öngörülmemekte, kadının başvurusu durumunda kocanın soyadı ile birlikte kızlık soyadını da kullanma olanağı bulunmaktadır.
Kadının evlenmekle kocasının soyadını almasının cinsiyet ayrımına dayanan bir farklılaşma yarattığı savı da yerinde değildir. Anayasanın 10. Maddesinde öngörülen eşitlik, herkesin her yönden aynı kurala bağlı olacağı anlamına gelmez. Kişilerin haklı bir nedene dayanarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik kurallarına aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler kimi kişiler yada topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerekli kılabilir.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, evli kadının, sadece kendi soyadını taşıma istemine ilişkin Türkiye’den yapılan başvuruya ilişkin olarak 16 Kasım 2004 tarihli kararı ise oldukça farklıdır: “Başvuran Ayşe Ünal Tekeli 1965 doğumlu bir Türk Vatandaşıdır ve İzmir’de yaşamaktadır. 25 Aralık 1990 tarihinde yaptığı evliliğin ardından, o dönemde halen stajyer avukat olan başvuran Türk Medeni Kanununun 153. Maddesi uyarınca eşinin soyadını almıştır. Meslek hayatında kızlık adıyla bilindiğinden, bu ismi yasalara göre aldığı soyadın önüne eklemeyi sürdürmüştür. Ancak resmi dosyalarda her iki ismi de kullanamamaktadır. 22 Şubat 1995′te Karşıyaka Asliye Mahkemesinde yalnızca kızlık soyadı “Ünal”ı kullanmasına izin verilmesi için dava açmıştır. Asliye Mahkemesi, 04 Nisan 1995 tarihinde Türk Medeni Kanununun 153. Maddesine göre evli kadınların evlilikleri süresince kocalarının ismini taşımalarının gerektiğini, gerekçe göstererek başvuranın istemini ret etmiş, karar 6 Haziran 1995′te Yargıtay tarafından onanmıştır. 14 Mayıs 1994′te Medeni Kanunun 153. Maddesinde yapılan değişikliklerden biri ile evli kadınlar, kızlık soyadlarını eşlerin soyadlarının önüne ekleyebilme olanağını kazanmıştır. Başvuran, söz konusu değişikliğin kendisinin soyadı olarak yalnızca kızlık adını kullanabilme yönündeki isteğini karşılamadığını düşündüğü için bu olasılıktan yararlanmamıştır. 22 Kasım 2001′de yürürlüğe giren yeni Medeni Kanunu’nun 187. maddesi eski 153. madde ile aynı hükümleri taşımaktadır. 153. maddede yapılan değişiklikten sonra bu hükmün Anayasaya uygun olmadığı iddiasıyla yapılan başvuru ise Anayasa mahkemesi tarafından ret edilmiştir. … Avrupa Konseyine üye sözleşmeci devletler arasında eşlerin aile adının eşit bir durumda seçmeleri lehinde bir konsensüs de doğmuştur. Çift, başka türlü karar vermiş olsa bile kocanın soyadının çiftin soyadı olarak kullanılmasındaki yasal zorunluluk ve böylece kadının evlenmekle otomatik olarak kendi soyadını yitirdiği tek üye devletin Türkiye olduğu görülmektedir. … Türk Hükumetinin aileye kocanın soyadının verilmesini, aile birliğinin ifade edilmesi için düzenlenmiş bir gelenekten doğduğuna ilişkin argümanına/gerekçesine gelince mahkeme, aynı ada sahip olmanın kesin bir faktör olmadığı düşüncesindedir. Ayrıca Avrupa’daki diğer yasal sistemler tarafından benimsenen çözümle de onaylandığı gibi evli bir çiftin ortak bir aile adını taşımayı seçmediği yerde de aile birliği korunabilir ve sağlamlaştırılabilir. … Sonuç olarak mahkeme farklı muamele konusunda 8. Maddeye bağlı olarak 14. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. (Ünal Tekeli / Türkiye Davası, 29865/96, Strazburg, 16 KASIM 2004)
Avrupa Birliği Ülkelerinin tamamında kadının soyadı evlenmekle değişmemektedir, eşler dilerse birisinin ( kadın veya erkeğin) soyadını “aile adı” olarak seçebilmektedir. Çocuk da ya bu aile soyadını ya da babanın soyadını taşımaktadır. (Özdamar, Demet; Cedaw Sözleşmesi, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2009 s.339.)
Anayasa Mahkemesi’nin 1998 tarihindeki ret kararından sonra, on yıllık süre, dava tarihi itibariyle dolmuştur. Esasen Medeni Kanun’un toptan değiştiği anımsandığında, 187. maddenin Anayasaya aykırılığını ileri sürmek için herhangi bir zaman kısıtlaması yoktur. Üstelik temel yasalarda ve Anayasada, kadına yönelik olumsuz ayrımcılığın önlenmesi için etkili değişiklik ve düzenlemeler yapılmıştır. Örneğin, Anayasanın 10. maddesine 2004 yılında “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” hükmü, 07.05.2004 gün ve 5170 sayılı yasanın 1.maddesiyle eklenmiştir; (Resmi Gazete: 22.05.2004, 25469)
41. maddenin 1. fıkrasındaki “Aile, Türk toplumunun temelidir.” hükmüne “ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” ibaresi, 4709 sayılı yasanın 17. maddesi ile eklenmiştir.
Anayasanın 90. maddesi de değiştirilerek 5 fıkraya: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletler arası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeni ile çıkabilecek uyuşmazlıklar da milletler arası Antlaşma hükümleri esas alınır.” düzenlemesi getirilmiştir.
Hukuk Usulü ve Ceza Usulü yasalarında yapılan değişikliklerle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ulusal mahkemeler açısından yargılamanın yenilenmesi sebebi olacağı kabul edilmiştir.
Öte yandan Türkiye’nin 15 Ağustos 2000 tarihinde imzaladığı ve 04.06.2003 tarihinde onayladığı, Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 23/4. maddesine göre taraf devletler, eşlerin evlenirken, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmalarını sağlamak için gerekli tedbirleri alacaktır.
Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’ (Cedav) nin 1 (g ) bendi de şu şekildedir:
“Taraf devletler kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusunda ayrımı önlemek için gerekli bütün önlemleri alacaklar ve özellikle kadın-erkek eşitliğine dayanılarak kadınlara aşağıdaki hakları sağlayacaklardır:
( g ) Aile adı, meslek ve iş seçimi dahil her iki eş (kadın-erkek) için geçerli, eşit kişisel haklar,”
Türkiye’nin çekincesiz olarak imzaladığı her iki sözleşme kuralları yanında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 05 Şubat 1985 tarihli 2 sayılı Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 28 Nisan 1995 tarihli 1271 sayılı Tavsiye Kararı ve Avrupa Yasal İşbirliği Komitesi’nce de üye ülkelere “Evlilikte ortak bir soyadının seçiminde eşler arasında tam bir eşitlik sağlanması” tavsiye edilmiştir.
Türkiye, yakın dönemde imzaladığı uluslararası sözleşmeler ve iş birliği içerisinde olduğu uluslararası kuruluşların tavsiyeleri doğrultusunda yasalarında, kadına karşı ayrımcılık içeren bir çok düzenlemeyi kaldırmış, kadın ve erkek arasında yasalar önünde eşitliğin sağlanması açısından çok önemli adımları atmış olmasına karşın, evli kadının evlenmeden önceki soyadını kullanma isteğini engelleyen TMK. nun 187. maddesi halen yürürlüktedir.
Oysa Anayasanın 5. maddesine göre devletin temel amaç ve görevlerinden biri kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sınırlayan engelleri kaldırmaktır. Bu doğrultuda 10. maddenin 2. fıkrası uyarınca, Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliği yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” O halde somut olayda uygulanması gereken TMK nun 187. maddesi, kadın ve erkek arasındaki anayasa uyarınca sağlanması gereken eşitliğe aykırı biçimde sadece kadının evlenmekle eşinin soyadını alacağını ön gördüğünden, 5. maddeye ve eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddenin 2. fıkrasına aykırıdır.
Anayasanın 12 maddesi uyarınca, “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” Kişinin soyadını, evlense dahi koruyup kullanabilme hakkı, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak olduğundan, kadının evlenmekle eşinin soyadını alma zorunluluğunu düzenleyen TMK nun 187. madde, Anayasanın 12. Maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 17. maddesi uyarınca, “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” Kişinin var olan soyadını, evlense dahi sürdürebilme hakkının manevi varlığı içerisinde olduğunda kuşku yoktur. Öyle ise, evlenmekle kocanın soyadının alınacağına ilişkin TMK 187. maddedeki düzenleme, Anayasanın 17. maddesindeki kişinin manevi varlığını koruma ilkesine aykırıdır.
Anayasanın 41. maddesi uyarınca, “Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” TMK nun 187. maddesindeki “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır.” şeklindeki düzenlemenin eşler arasındaki eşitlik ilkesini düzenleyen Anayasanın 41. maddesine aykırılığı tartışmasızdır.
O halde, kadının evlenmekle kızlık soyadını tek başına kullanabilmesini engelleyen TMK. nun 187. maddesi iptali, “… İnsan topluluğu kadın ve erkekten oluşur. Kabilmidir ki bunun birini ilerletelim, ötekini ihmal edelim de topluluğun bütünü ilerleyebilsin!” diyen, Aziz Atatürk’e karşı bir borç ve Türk kadınının, erkek ile eşit konumda olabilmesi için ulusal ve uluslararası mevzuat açısından bir zorunluluktur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davanın çözümü için uygulanması gerekebilecek olan TMK nun 187. Maddesinin “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra Nüfus idaresinin yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadını önünde önceki soyadını da kullanabilir” şeklindeki düzenlemesinin Anayasanın kanun önünde eşitlik başlıklı 10.maddesine, temel hak ve hürriyetleri niteliği başlıklı 12. maddesine, kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17.maddesi ile Ailenin Korunması başlıklı 41. Maddesi ve ülkemizin imzaladığı başta Cedav ile Ekonomik ve Sosyal Haklar bildirgesi gibi Uluslararası Sözleşmelere aykırı olduğu düşünüldüğünden iptali için Anayasa mahkemesine başvurulmasına, yasa gereği beş ay sonra Anayasa Mahkemesinden herhangi bir kararın çıkmaması durumunda yürürlükteki kurallar uyarınca davanın karara bağlanmasına,
Duruşmanın bu nedenlerle, 08. Eylül 2010 günü saat 09.15 bırakılmasına karar verildi.15/03/2010
Katip 46946 Hakim 26084
→ İlişkili Kavramlar: Kadın Hakları Haberleri
YASAL,YARGISAL VE EYLEMLİ AYRIMCILIKLAR DEVAM EDİYOR
7 Mart 2010 ·
KAHDEM 8 MART 2010 AÇIKLAMASI
Bugün hâlâ kadınlar Türkiye’de aile yaşamında, çalışma yaşamında, siyasete katılımda ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Taraf Olduğumuz Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinde güvenceye alınan hakların ihlali niteliğindeki ayımcılıklara bir kez daha dikkat çekerek ,hükümeti ve tüm kurum ve kuruluşları sözleşme hükümlerine uygun davranmaya davet ediyoruz.
YASAL,YARGISAL VE EYLEMLİ AYRIMCILIKLAR DEVAM EDİYOR
1-Türk Medeni Kanunu’na göre on yedi yaşındaki bireyler yasal temsilcilerinin izni ile evlenebilirken on altı yaşındaki bireyler yargıcın izni ile evlenebilmektedir. Bu yasal düzenleme açıkça CEDAW’a aykırı düşmektedir. 16 yaşındaki kız çocukları okutulmak yerine genelde ekonomik nedenlerle aile baskısıyla evlenmeye zorlanmaktadır. Erken evlendirmeye izin veren düzenlemenin mağduru kız çocukları olmaktadır, İzni isteyenler, evlenmeye karar verenler çocuklar değil onları zorlayan, baskı altına alan anne babalardır.
2-Ailenin Korunmasına Dair Kanunun salt sözel yorumu sonucunda evli olmayan ve boşanmış kadınlar şiddetten bu yasaya göre korunamamaktadır, çıkarılan yönetmeliğin şiddetin belgelenmesine gerek olmadığını öngören altıncı maddesine karşın darp raporu gösterilmeden önlem kararı verilmemektedir. Savcılık ve kolluk gücü, kararların uygulanmasını izleme konusunda çok yetersizdir. Mesai saatleri dışında önlem kararı alınamamaktadır, bu da şiddetle etkili savaşımın önünde bir engeldir
3- Ayrıca aile adında kadına karşı ayrımcılık hem yasal düzenlemeler hem de yargı kararları (Anayasa Mahkemesi’nin yasal düzenlemelerin iptali istemlerini ret kararları[1]) ile sürmektedir. Kadına evlendiği kişinin soyadını alması dayatılmakta ve eşlere bu konuda ikinci bir seçenek tanınmamaktadır. Çocuğun soyadını belirlemede de kadına karşı ayrımcılık sürmektedir. Çocuğun soyadının babasının soyadı olması dışında bir olanak bulunmamaktadır.
4- Türkiye’de evli kadınlar kürtaj olabilmek için Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 24. maddesine göre eşinin rızasını almak zorundadır. Kadının kendi bedeni üzerindeki kişiliğe sıkı sıkıya bağlı haklar eşinin rızasına bağlanarak yasal düzlemde kadına karşı ayrımcılık uygulanmaktadır.
5- Boşanan bir kadın bir başkasıyla evlenmek isterse Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesine göre 300 gün beklemek ya da gebe olmadığını belgelemek zorunda bırakılmaktadır. Bugünün olanakları karşısında soybağının karışması gibi bir olasılık bulunmadığı halde kadına yapılan bu dayatma da kadına karşı açık bir ayrımcılıktır.
6-Eşlerin evlilik birliği içinde yaptığı katkıları da ekonomik değer kabul eden edinilmiş mallara katılma rejimi, 1 Ocak 2002’den itibaren edinilmiş mallar için yürürlükte kabul edilmektedir. Bu durumda haksız bir eşitsizlik meydana gelmektedir.
7-Sığınmaevleri hem nicelik hem de nitelik bakımından çok yetersizdir, güvenlik önlemleri zayıftır. Kamu görevlilerinin aile içi şiddet karşısındaki tutumu yeterince caydırıcı değildir.haksız tahrik uygulaması devam etmekte ve namus savunması yasalardan çıkartılmamaktadır.
8- Türk Ceza Kanunu’da töre saikiyle öldürmenin ağırlaştırıcı bir neden olarak kabul edilmesine karşın bu cinayetlere karşı hiç önlem alınmamıştır. Kız çocukları cezadan kaçabilmek amacıyla intihara yönlendirilmekte, dahası zorla intihar ettirilmektedir.
9-Siyasete katılımda eşit temsil uygulanmamaktadır, sayısal veriler kadının siyaset yaşamına daha az katıldığı, kadının karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmediğini açıkça göstermektedir.
Yasal, yargısal ve eylemli ayrımcılıklar, yaşamın her alanında varlığını sürdürmektedir. Ayrımcılığın sona ermesi, ayrımcılık içermeyen yasal düzenlemeler temelinde içten, kararlı bir siyasi irade ve ayrımcılığa karşı duran kişi ve kuruluşların işbirliği ile olanaklıdır.
Ayrımcılığa Hayır
Kadınlara Hukuki Destek Merkezi
→ İlişkili Kavramlar: Basın Açıklamaları
Aile İçi Şiddete Son Konferansı - İstanbul
7 Mart 2010 ·
Aile İçi Şiddete Son Konferansı - İstanbul
Hürriyet gazetesinin Aile İçi Şiddete Son Kampanyası çerçevesinde düzenlenen konferansların dördüncüsü, 8 Mart 2010 Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İstanbul’da yapılacak.
Konferansta bu yıl “Nasıl yol alabiliriz?” sorusunu sorduruyor. Yanıtları ise aile içi şiddet üzerine çalışan kişi ve kuruluşlar verecek.
Tarih: 8 Mart 2010
Yer: Lütfi Kırdar Kongre Merkezi
Saat: 09.00-16.00
09.00-09.30 Kayıt
09.30-10.30 Açış Konuşmaları
Vuslat Doğan Sabancı/Hürriyet İcra Kurulu Başkanı
Selma Aliye Kavaf/Devlet Bakanı
10.30-11.30
Çıkış Noktası: Kadına yönelik şiddetle mücadelede ne durumdayız?
Batı nasıl savaşıyor, Türkiye ne durumda?
Meltem Ağduk, BM Nüfus Fonu Toplumsal Cinsiyet Program Koordinatörü
Yasalar ne diyor, uygulama nasıl?
Habibe Yılmaz Kayar, Avukat, Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM) Başkanı
Kahve Arası 11.30- 11.45
11.45-13.00 Panel
Sığınma evleri gerçeği
Dilsaz Padar, Kadıköy Belediyesi Kadın Çalışmaları Koordinasyon Merkezi Sorumlusu
Av. Esra Baş, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
Önal İnaltekin, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu İstanbul İl Müdürü
13.00-14.00 Yemek Arası
14.00-16.00 Panel
Şiddetle mücadelede devletin tutumu
Şiddete karşı kurumlararası işbirliği
Neşe Hacısalihoğlu, Hürriyet Aile İçi Şiddete Son Kampanya Koordinatörü
Başardıklarımız ve henüz başaramadıklarımız
Vildan Yirmibeşoğlu, Avukat, İstanbul Valiliği İnsan Hakları Masası Başkanı
Koruma Emri nasıl - ne kadar uygulanıyor?
Eray Karınca, Aile Hakimi
Koruma ve önlemede Sosyal Hizmetler nerede?
İsmail Barış, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü
→ İlişkili Kavramlar: Basın Açıklamaları